Pages

17 Haziran 2017

0 Kırmızı Kaplumbağa

Merhaba!

"Kırmızı Kaplumbağa"  Hollanda doğumlu  Michael Dudok de Wit'in ilk uzun metraj animasyon filmiymiş. Bünye bu, animasyon filmlerine, hikaye ve masal kitaplarına 5 yaşında ki bir çocuk kadar aşık olunca, filmi de pek sevdi tabii.
Bu adamcağızın ruhu pürü pak kalmış, Dünyalıgillere karışmamış da dingilleşmemiş gibi. Ah canını senin gibi adamın!

Bu animasyon filmi bir ıssız ada filmi gibi görünebilir. Ama hayır çok daha fazlası aslında... Adaya düşen kahramanımızın, adadan kurtulmak için verdiği mücadelenin bertaraf oluşuna çok içleniyorsunuz, renkler doğa büyülü atmosfer o kadar güzel yansıtılmış ki... Tabii izlerken kafamdan neler neler geçti... Ay ne olur izleyin! Hatırım kalır!


Tarkan'ın albümü çıkmış sonunda. İtiraf ediyorum ben de bir Tarkan severim. Kulisler de "Metamorfoz" "Adımı Kalbine Yaz" "Karma" kadar iyi değil boşa bekledik diyorlarmııııış! Cuppa rezaletti evet. Ama ben albümden umutluyum. 1 hafta dinleyip kararımı öyle vereceğim.

Kitap önerisi şu sıra veremiyorum. Zira okuduğum her şey sosyal bilimlerin damarlarıyla ilintili olunca, amanın da şöyle de bir roman varmış okudunuz mu diyemiyorum. Dönem sonunda bitti. Galiba ben de bittim. O nasıl çalışmak, nasıl okumaktı Coco! Peki bir işe yaradı mı? Hayır! Sıfıra sıfır el de var sıfır!

Yeni okuduklarımdan değil ama eskilerden bir öneri bırakalım: Stefan Zweig okumadan okur yolculuğuna devam etmemekte yarar var.

Dönem nasıldı neler yaptım kafam nasıl uçuk durum da onu bir sonraki postta anlatırım belki.

Bu da müzik gibi gibi filan. Ama tam da değil aslında. Şirin.








10 Haziran 2017

0 Biz Sıradan İnsanlarız

En az diğeri kadar, karşında susan çocuk kadar, kızdığın annen, nefret ettiğin eski sevgilin, karşıdan karşıya geçerken yol vermeyen sürücü kadar sıradan...

Hepimiz sıradan insanlarız. Buna rağmen en iyi yaptığımız şey sürekli olarak birbirimizi suçlayan cümleler, nazarlar, mimikler için de kendimizi haklı görmeye çalışmamız.

Birinden ne zaman vazgeçmek gerek? Sizi çok kızdırdığı anda mı?
Hayatınızın kazığını attığı anda mı?
Aldatıldığınız da?
Yalan söylediğinde?

Hayır. ilişkinize dair hiç bir beklentiniz kalmadığında ve bir daha o umudu yakalayamayacağınızı varsaydığınız an da...

Bundan neredeyse 10 yıl önce Bayan N'ye bir mektup yazmışım. Yeni yıl arifesinde yazılmış, süslü ve sinir bozucu pembelikte bir kağıda.

Ardından tuhaf bir şiirle veda etmişim ona.Öyle dizeler eklenmiş ki art arda sanki 10 yıl önce değil bu yıl için dökülmüş gibi ruhtan...

Son birkaç aydır beni hayatına çekmesinin sebebini o çok sevdiği hikayeyi o kadar çok sevmiş olmasına bağlıyorum. O kadar çok sevmişti ki hikayeyi, o kadar çok işte... Gerçekleşmesine sebep olacak kadar...

Ve ben de o kadar aşık olmuşum ki O' na tam 10 yıl önce hiç tanımadan onun için yazmışım. O kadar çok istemişim ki, umudumun kalmamasına sebep olmayacak kadar çok sevip aynı zamanda da umudum olamayacak kadar sahip olmamayı. İşte tüm bu anlattıklarımı hem beceriksizce kaleme alınmış bir hikaye, hem de dokunup hissedebileceğiniz, kulaklarınızı kalbime yaklaştırırsanız duyabileceğiniz, gözlerimin içine bakarsanız onun suretini sumsung led tv ekranı kadar net görebileceğiniz duygu yazılımlarına çeviren olaylar silsilesi tam 10 yıl önce böyle başlamış...

Kim demiş kodları bir tek mühendisler yazar diye?