Pages

28 Nisan 2017

0 Mutluluk Sergisi

Böyle bir şey olabilir mi? dedim.

Şeymoş dün öğleden sonra "çektiğim fotoğrafların hikayeleri senin dizelerin senin sözcüklerin olsa ?" dedikten sonra ona böyle sordum.

Biz bir mutluluk sergisi açmaya karar verdik.

Sarılan insan fotoğrafları olsun, ben de sarılmayı yazayım...

Fikri bile güzel!

Bu yazıyı yazarken aklımdan uçan sözcükleri buraya yazayım mı?

Yazmayayım yok.

Bugün aslında canım sıkkındı.

Hatta sinirli bile olabilirim. Belki üzgün biraz kırgın...

Sonra yolda yürürken arkamdan hızla gelip bir kadındı önüme geçen.Büyük adımlarla yürüyüşü koşuya dönüp çimlik alana yönelen, kocaman bir köpeği sevmeye girişti. Sonra eğildiği yerden kalkıp koşmaya niyetini tazeledi köpek tombişliği yüzünden arkada kalıp tökezledi kız koştu koştu koştu adama sarılıverdi. Allahım! Ne büyük mutluluk yüzlerinde gördüğüm!

Gözlerim doldu...Öyle naif öyle içten öyle sevgi dolu bir andı... Sevgileri daim olsun dedim içimden gözlerim dolu dolu.

Hiç bir yere uyum sağlayamıyor oluşumu, hiç bir kimsede duramıyor oluşumu, tutturamadığım dikişleri, kendime yüklediğim yükleri, hiç durmadan benimle konuşan zihnimi, bitmeyen hikayemi, devredip gitmek istiyorum. Yalnız sevdam kalsın usumda...

Mutluluk atölyesi kurmaya...







Bitmiş gibi hislerin, söyleyecek ne kaldı?
Yokluğun yerini söyle ne aldı?



12 Nisan 2017

0 Bir Garip Olaylar Silsilesi

Selam Blogosferin minnoşları!

Geçen akşam tuhaf bir konuşmanın içine düşüverince bugün kahkahalar eşliğinde olay aydınlandı. Ne mi diyorum? Baştan anlatayım.

Geçen dönem aldığım derslerden birinde edindiğim arkadaşlarımdan biriyle sohbet ederken yanındaki çocukla da tanışıverdik. Çocuk da aynı dersi alıyormuş ama fark etmemişim. Bu arkadaş siyaset felsefesinde über dolu bir tipmiş neyse konuşurken arkadaştan benim yazılarımı hocanın beğendiğini öğrenince ben de okumak isterim atar mısın vs dedi. Mailini verdi e tabi dedim atarım ben kendi yazılarımı atınca kendisi de kendi yazılarını attı müzisyen olduğunu söyleyip amatör videolarını paylaştı baya leş olmasına rağmen tebrik ettim ama sonuna kadar bile dinlemedim. Neyse muhabbet bu kadar. Aradan 5 ay geçti. Biz bu arkadaş ile bir daha ne karşılaştık ne haberleştik. Geçen gece kendisi tuhaf içerikli şifreli bir şeyler söylemeye yelteniyor. Derken birden " ellerin çok güzel tanıştığımızda çok inceledim ama çok mesafeli bir kadınsın." dedi ben dumur ardından " ayakkabılarını kapımın önüne bırak." dedi ben gene dumur. Bir yandan da ulan bunlar zeki entel tipler bir yere atıfta bulunuyordur hemen asılıyor diye düşünmiyim diyorm(ki birinin benden hoşlandığını hayatta anlayamayan bir salak olduğumu da eklemek lazım) neyse en son artık daha da tuhaf şeyler söyleyince "kardeş ben başkasına aşığım" dedim. Susar diye bekledim ama ardından " aşık olduğun kişiye yazdığın betimlemelerin daha fazlasını senin için yazabilirim." minvalinde bir şeyler zırvaladı. Dedim artık sus kızım deli manyak çıkacak bu.

Ertesi gün okul da ODTÜ'de en sevdiğim arkadaşım olan fındık kurduna bunları anlatınca benim hatun gülmekten kıpkırmızı kesildi. Meğerse bu elemen geçen sene benim hatuna da yazılmış. Üstelik başka zavallı hemcinsime de koşmuş ve kendisi bir ayak fetişistiymiş topuklu ayakkabı ve çıplak ayağa dayanamıyormuş.(kusucam galiba) Ayrıyetten bu da baya baya bölümde ki tipler arasında bilinen bir şeymiş. Yine ben ellerin çok güzel cümlesiyle iyi yırtmışım benim zavallı minnoş arkadaşımın kulakları neler duymuş!

Özgüven mi diyeyim fütursuzluk mu kendini bilmezlik mi?! Altta yatan ciddi bir psikolojik sıkıntı olduğu kanaatine vardık en son! Allahım sen bizi böylelerinden koru amin!

Bundan bir kaç hafta önce ise bir başka durumla karşı karşıya geldim. Teori derslerindne birinde sunum konuları belirlenirken seçmek istediğim düşünür sınıfta birkaç kişi arasında infial yarattı " çok zor niye seçiyorsun sakın seçme hiç okudun mu yapamazsın." türevi cümleler ve ardından yüksek desibelli kahkahalar... Duruma anlam veremedim ama üzerinde de durmadım. Ardından akşam bir mail geldi. Aynı dersi alanlar ODTÜ'nün sisteminde sınıftaki diğer kişilerin mail adreslerini görebiliyormuş(ben de bunu yeni öğrendim) Sınıfta kahkahalarla gülen doktoracı arkadaştan geliyor mail. Önce güldüğü için özür dilemiş sonra beni bütün sosyal mecraalar da aradığını isim benzerliğiyle bulduğu bir kıza mesaj attığını kızın da ona cevap verdiğini biraz konuştuktan sonra o kızın bu kız olmadığını anladığını yazmış. Ertesi hafta derste bana yine bu süper "ilginç" ve "eğlenceli" oyunu pardon durumu anlatmak için peşimden gelip zorla resmen ders aramı felç etti. Ters cevaplar aldı. Bozuldu. Ve sonrası:
 Derse girdikten sonra yaptığım her yorumun arkasından " saçma alakasız ne ilgisi var şimdi!" dedi. Ben duymazdan geldikçe asabi bir ifadeyle bana bakmaya devam etti. Tüm ders boyunca çok ciddi bir mobinge uğradım öyle ki bir kaç arkadaşımda durumu fark etti.

Ben bir kadın olarak bu durum da kalmak zorunda değilim! İşin daha da üzücü kısmı bu olayın toplumun büyük bir kısmından görece daha yüksek eğitimli feminizm vs okumuş insanların olduğu bir ortamda gerçekleşiyor olması! Gerçekten o gün çok sinirlendim daha da kötüsü bununla baş etmek için yapabileceğim en akıllıca çözüm üç maymunu oynamak zorunda olduğumu hissetmek. Ama hayır değilim,değiliz! Gösterdiğim yerinde tavır için kendimi tebrik etsem de uğradığım mobingi savuşturmak için görmezden gelmeye çalışmış olmak kendi kendime sinir olmamı da sağladı... Bu gibi yüksek eğitimli ya da hayatı boyunca başarılı olup istediği her şeyi elde etmiş koyduğu her hedefe ulaşmış adamlar kadınları da ulaşılması gereken bir hedef olarak görüp bunun hırsıyla yaklaşıyorlar ve hayır cevabına asla tahammül edemiyorlar.
Israrla inatla sabırla farklı yöntemlerle denerlerse hedefe ulaşırım sanıyorlar. Ama her şeyin de kimyası öyle matematik hesaplamalarıyla tutturulmuyor. Duygu, ilgi alaka yoksa yok! Zorlamanın alemi yok bir kadın hayır diyorsa "nazdandır" zihniyeti ne zaman aşılacak?

Sonra bana vay efendim çok muhafazakarsın vay efendim sen de hiç bir yere gelmezsin vay efendim herkesle mesafeli bir tip oldun! eleştirisi yapılıyor, şunları görüp de nasıl böyle davranmayalım Allahasen! Yahu biz gidip elin adamına "uuuw beybi ellerin çok seksi yalıyabilir miyim?" diyor muyuz! Ay kusucam galibaaaaa. Hep diyorum ben 70'lerde yaşamalıydım 70'ler deeeee! Bu kadar rahatlık large haller bana fazla!



11 Nisan 2017

0 İnsanlık Durumu

Arendt'in kaleme aldığı kitaplardan birinin ismidir bu. Vita Activa diye başlayan bölümün sonlarına doğru aşktan da bahis açar kendisi(derin ve tutkulu bir aşka özne olan bu acayip zihinli kadının mektupları günümüze dek ulaşmış, ulaşmış da keşke saklı mı kalsalardı bu hususa biraz içleniyorum galiba)

Ve şöyle der: " Dostluktan farklı olarak aşk, kamusal alana çıkarıldığı anda öldürülmüş, daha doğrusu yok edilmiş demektir. Aşkı anlatmaya çalışma asla, aşk anlatılmaz ki.Fıtratında ki söze dökülemezliği nedeniyle aşk, dünyanın değiştirilmesi ya da kurtuluşu gibi siyasi amaçlarla kullanıldığında olsa olsa bir hata bir dalalet olup çıkacaktır."

Öğrenmeye çalıştıklarımı meraklarımı ve heyecanlarımı paylaşmayı seviyorum ama bazen bunu yaparak yanlış mı yapıyorum diye düşünmeye başladım son zamanlarda.  buna sebebiyet veren ise geçenler de yayınladığım Bay K.'yi ilgilendiren mektup...( Bir mahlas elbette bu!)

Şaşırtıcı ve üzücü bir biçimde yazdığım yazılar kendisine ait olmayanlar tarafından benimsenmek isteniyor. Israrla nezaketle ve defaatle kendilerine yazılmadığını belirtmeme rağmen, kime yazıldığı ile başlayıp "bana yazılmış olabilir." küstahlığıyla son bulan merakları gidermek ve karışıklıklara son noktayı koymak adına yukarı da da yaptığım alıntıyla bağlantılı olarak kamusal alanın içine dahil olmayan yalnız iki ruh arasına gizlenen bir sevdanın dışa vurumu olduğunu söylemeliyim o satırların. Bir sahibi muhakkak ki var, fakat bu yalnızca şahsımı ilgilendiriyor. Bunu sorgulayan zihinlere olan merhametli yaklaşımımın tek sebebi, değer bulma biricik olma büyülenme hissini çok iyi anlıyor oluşum.Öteki bir deyişle bunun da bir çeşit insanlık durumu olduğunu kendimden de pay biçerek kabulleniyor oluşum lakin,başka hiç bir gerekçesi olamaz. Ve son olarak aşkın bitmesini sabırla bekleyebilirsiniz. Ama sevdalar sonsuzlukla eş değerdir zamansız mekansız ansız evrensiz ve boyutsuzdurlar. Yazdıklarımı bir gün kendisi okursa-eminim ki beğenmeyecektir- şahsına yazıldığından asla şüpheye düşmeyecektir, zira yazıların içinde ki ufak nüansları bir tek "o" anlar:

"365 günün 4 günün de gördüm seni
Kalanları 4 e böldüm
Hep noksan çıktılar
Seni bana kattım
Sevdamı  zaafına
6 saat eksik kaldı
Bana 6 saat mutluluk borcu var!
Ruhum, sevdam, eksik ve tam yanım
Zaaflarım tuhaflıklarım gözümde ki cümlem
Bir değil beş karış hava da aklım
Gizim suskunluğum çaresizliğim merhametim
Yaratıcıya şükür sebebim
Yüreğimin zırhı ve verilmemiş busem!
Bana 6 saat mutluluk borcun var!"



Bu da Şarkı olsun:


2 Nisan 2017

0 Sabaha Karşı Aynı Saat


Sevgili Bay K.

Son yazdıklarınızın üzerinden henüz çok uzun süre geçmiş olmamasına rağmen aramızda ki bağın giderek yok olduğunu düşünmeniz beni darmadağın ediyor. Geçen akşam yanınız da olduğunu duyduğum bayan S. hakkında size bir şey soracak olmasam da kırgınlığımın iç yakan bir acıya dönüştüğünü fark ettiğinizi bilmek isterdim.

Yaptığımız tartışmalar da size asla karşı gelmemiş olmam size karşı itaatli duruşum ve tabiatım sizi yanıltmasın. Sizden asla gidemeyecek olmam size kendimi ezdireceğim anlamına gelmemekle birlikte bana sarıldığınız o ufacık anlar da yitip giden öfkemi de yatıştırmak yine sizin işiniz.

Bay K.  
Son birkaç haftadır sıhhatimde ki bozulmalar ekseriyetle son görüşmemiz de ben kapıdan uçup gitmeden ağzınızdan kanatlanıveren kelimecikler de gizli. Çok düşünülmemiş gibi durabilirdi sözler, şayet sizin değil benim ağzımdan çıkmış olsalardı. 

Aptal bir kadın olduğumu düşünmenizin bana verdiği ızdırabı nasıl anlatabilirim size? Salt bir tutku, taze bir et olmanın ötesine geçemeyeceğimi ima eden bu kelimeler size olan hasretimi büyütmekle kalmadı bir de o en uzak en yakın mesafeye hiç fark edemediğim ama ilk tanıştığımız andan beri var olmuş olan milleri ekledi.

Şimdi duymak istediğiniz şeyin sizden vazgeçerek güvenli olana doğru aktığını söylememi ister miydiniz?" Evet, isterdim" diyeceğinizden şüphem yok ama bu doğru mu? Gerçekten de öyle mi? 
Hayır, bu müstesna tavırlarınızın başka manaları olduğuna eminim. Rica ederim artık inkâr gibi yollara başvurup durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale büründürmeyin.
O akşam aramız da büyüyüp devleşen yalnız toz kümelerinden oluşan, ışık da ahenkle dans edip yiten dikdörtgen eski oda değildi. Sizin ve benim ruhlarımızdı.

Evet gördüm. Sizi gördüm Bay K. Artık benden de kendinizden de kaçamayacaksınız. Sahi kaçan siz değil miydiniz yoksa, belki de tüm bunları sizin benliğinizle itham ediyor olmak benim için bir kurtuluş arayışıdır. Ama korkarım ki tüm acıya ve mutluluğa ortak olmaktan memnun olacak denli pervasız, ümit dolu ve şefkatliyim.

Hayat bize bunu sunduysa mesut olup şükran duymalıyız öyle değil mi?
Geçen gün biri şöyle şöyle dedi(mektup da bu kısım okunmuyor mürekkep izleri birbirine karışmış.) hatırlamıyorum gerçekten de dediği gibi şeyler söylemiş olabilir miyim? Size duyduğum bu tarifsiz hisler beni daha da zalim biri haline getirmiş olabilir mi? Hayır hayır değil elbette ki daha açık dürüst ve sade biri haline getirdi ve ben de bunu kendime söyleyerek içsel bir memnuniyete ulaşıyorum. insanların tahammülsüz huzursuzlukları bu yüzden, sözlerime hatta anlam veremeyişleri. Galiba giderek size dönüşen bir döngünün içinde eriyorum. Size muhtaciyetimin acziyetten kaynaklanmadığını görmüyor musunuz?  Aklımın okumakla meşgul olmadığı zamanlar hariç hep sizinle meşgul olduğunu hissediyor olmalısınız değil mi?Son gönderdiğiniz metinlerde ki şifreleri çözmeyi yine haftalar sonra akıl ettim. İlk okuduğum saniye de hissettiğim korku ve hüznü hissedebilmenizi benimle o an ızdırap dolu bir gece geçirmenizi yine de istemezdim. Ben sizi gülerken hatırlamayı seviyorum.


Şükran ve özlemle...
D.



Not. Bu kez uyanmayı reddediyorum. lütfen gelip beni bulun. 
Size bunları yine uykudan uyandıktan hemen sonra yazıyorum. Rica ederim düşük cümlelerime odaklanmayın, içinizi titreten bir şeyler yok mu? Yoksa bana bir daha yazmayın!

Not2. Yazmayın derken ciddi olmadığımı biliyorsunuz öyle değil mi? Ve en korktuğum anı sormuşsunuz. Sabah ezanın yankılandığı saatler de büyüdüğüm geniş pencereli ufak evin büyük odasında 4 topuzlu metalik mavi karyolanın kelebek desenli el işlemesi pamuklu beyaz çarşafın da uzanışım.Odanın dikdörtgenliği tavana bakarak korkumu yenmeye çabalamam fakat gümbürdeyen yüreğimi susturmayı başaramayışım... Çok küçüktüm ve o zaman bile sizinle tanışmak için dua ediyordum. Ya siz Bay K. Tam o sular da ne yapıyordunuz? Zaman farkını tahmin edip haklı bir tasvirle vereceğiniz yanıtı bekliyorum. Ama artık en çok sizi bir daha görememekten korkuyorum, sizin de size kızacağımı düşünerek hırçınlaşmanız gibi, bir kaç ufak söz ile hadimi aşmış olabilirim.

Zaman Aristo izafiyet
Zihnim akan düşten ibaret
Size evirilen suretlerden 
Tek tesellim gözlerinizde ki emniyet

Not3. Seviyorum evet. Sorduğunuz sorunun cevabına müteakiben kabul buyurur muydunuz?