Pages

28 Nisan 2017

0 Mutluluk Sergisi

Böyle bir şey olabilir mi? dedim.

Şeymoş dün öğleden sonra "çektiğim fotoğrafların hikayeleri senin dizelerin senin sözcüklerin olsa ?" dedikten sonra ona böyle sordum.

Biz bir mutluluk sergisi açmaya karar verdik.

Sarılan insan fotoğrafları olsun, ben de sarılmayı yazayım...

Fikri bile güzel!

Bu yazıyı yazarken aklımdan uçan sözcükleri buraya yazayım mı?

Yazmayayım yok.

Bugün aslında canım sıkkındı.

Hatta sinirli bile olabilirim. Belki üzgün biraz kırgın...

Sonra yolda yürürken arkamdan hızla gelip bir kadındı önüme geçen.Büyük adımlarla yürüyüşü koşuya dönüp çimlik alana yönelen, kocaman bir köpeği sevmeye girişti. Sonra eğildiği yerden kalkıp koşmaya niyetini tazeledi köpek tombişliği yüzünden arkada kalıp tökezledi kız koştu koştu koştu adama sarılıverdi. Allahım! Ne büyük mutluluk yüzlerinde gördüğüm!

Gözlerim doldu...Öyle naif öyle içten öyle sevgi dolu bir andı... Sevgileri daim olsun dedim içimden gözlerim dolu dolu.

Hiç bir yere uyum sağlayamıyor oluşumu, hiç bir kimsede duramıyor oluşumu, tutturamadığım dikişleri, kendime yüklediğim yükleri, hiç durmadan benimle konuşan zihnimi, bitmeyen hikayemi, devredip gitmek istiyorum. Yalnız sevdam kalsın usumda...

Mutluluk atölyesi kurmaya...







Bitmiş gibi hislerin, söyleyecek ne kaldı?
Yokluğun yerini söyle ne aldı?



12 Nisan 2017

0 Bir Garip Olaylar Silsilesi

Selam Blogosferin minnoşları!

Geçen akşam tuhaf bir konuşmanın içine düşüverince bugün kahkahalar eşliğinde olay aydınlandı. Ne mi diyorum? Baştan anlatayım.

Geçen dönem aldığım derslerden birinde edindiğim arkadaşlarımdan biriyle sohbet ederken yanındaki çocukla da tanışıverdik. Çocuk da aynı dersi alıyormuş ama fark etmemişim. Bu arkadaş siyaset felsefesinde über dolu bir tipmiş neyse konuşurken arkadaştan benim yazılarımı hocanın beğendiğini öğrenince ben de okumak isterim atar mısın vs dedi. Mailini verdi e tabi dedim atarım ben kendi yazılarımı atınca kendisi de kendi yazılarını attı müzisyen olduğunu söyleyip amatör videolarını paylaştı baya leş olmasına rağmen tebrik ettim ama sonuna kadar bile dinlemedim. Neyse muhabbet bu kadar. Aradan 5 ay geçti. Biz bu arkadaş ile bir daha ne karşılaştık ne haberleştik. Geçen gece kendisi tuhaf içerikli şifreli bir şeyler söylemeye yelteniyor. Derken birden " ellerin çok güzel tanıştığımızda çok inceledim ama çok mesafeli bir kadınsın." dedi ben dumur ardından " ayakkabılarını kapımın önüne bırak." dedi ben gene dumur. Bir yandan da ulan bunlar zeki entel tipler bir yere atıfta bulunuyordur hemen asılıyor diye düşünmiyim diyorm(ki birinin benden hoşlandığını hayatta anlayamayan bir salak olduğumu da eklemek lazım) neyse en son artık daha da tuhaf şeyler söyleyince "kardeş ben başkasına aşığım" dedim. Susar diye bekledim ama ardından " aşık olduğun kişiye yazdığın betimlemelerin daha fazlasını senin için yazabilirim." minvalinde bir şeyler zırvaladı. Dedim artık sus kızım deli manyak çıkacak bu.

Ertesi gün okul da ODTÜ'de en sevdiğim arkadaşım olan fındık kurduna bunları anlatınca benim hatun gülmekten kıpkırmızı kesildi. Meğerse bu elemen geçen sene benim hatuna da yazılmış. Üstelik başka zavallı hemcinsime de koşmuş ve kendisi bir ayak fetişistiymiş topuklu ayakkabı ve çıplak ayağa dayanamıyormuş.(kusucam galiba) Ayrıyetten bu da baya baya bölümde ki tipler arasında bilinen bir şeymiş. Yine ben ellerin çok güzel cümlesiyle iyi yırtmışım benim zavallı minnoş arkadaşımın kulakları neler duymuş!

Özgüven mi diyeyim fütursuzluk mu kendini bilmezlik mi?! Altta yatan ciddi bir psikolojik sıkıntı olduğu kanaatine vardık en son! Allahım sen bizi böylelerinden koru amin!

Bundan bir kaç hafta önce ise bir başka durumla karşı karşıya geldim. Teori derslerindne birinde sunum konuları belirlenirken seçmek istediğim düşünür sınıfta birkaç kişi arasında infial yarattı " çok zor niye seçiyorsun sakın seçme hiç okudun mu yapamazsın." türevi cümleler ve ardından yüksek desibelli kahkahalar... Duruma anlam veremedim ama üzerinde de durmadım. Ardından akşam bir mail geldi. Aynı dersi alanlar ODTÜ'nün sisteminde sınıftaki diğer kişilerin mail adreslerini görebiliyormuş(ben de bunu yeni öğrendim) Sınıfta kahkahalarla gülen doktoracı arkadaştan geliyor mail. Önce güldüğü için özür dilemiş sonra beni bütün sosyal mecraalar da aradığını isim benzerliğiyle bulduğu bir kıza mesaj attığını kızın da ona cevap verdiğini biraz konuştuktan sonra o kızın bu kız olmadığını anladığını yazmış. Ertesi hafta derste bana yine bu süper "ilginç" ve "eğlenceli" oyunu pardon durumu anlatmak için peşimden gelip zorla resmen ders aramı felç etti. Ters cevaplar aldı. Bozuldu. Ve sonrası:
 Derse girdikten sonra yaptığım her yorumun arkasından " saçma alakasız ne ilgisi var şimdi!" dedi. Ben duymazdan geldikçe asabi bir ifadeyle bana bakmaya devam etti. Tüm ders boyunca çok ciddi bir mobinge uğradım öyle ki bir kaç arkadaşımda durumu fark etti.

Ben bir kadın olarak bu durum da kalmak zorunda değilim! İşin daha da üzücü kısmı bu olayın toplumun büyük bir kısmından görece daha yüksek eğitimli feminizm vs okumuş insanların olduğu bir ortamda gerçekleşiyor olması! Gerçekten o gün çok sinirlendim daha da kötüsü bununla baş etmek için yapabileceğim en akıllıca çözüm üç maymunu oynamak zorunda olduğumu hissetmek. Ama hayır değilim,değiliz! Gösterdiğim yerinde tavır için kendimi tebrik etsem de uğradığım mobingi savuşturmak için görmezden gelmeye çalışmış olmak kendi kendime sinir olmamı da sağladı... Bu gibi yüksek eğitimli ya da hayatı boyunca başarılı olup istediği her şeyi elde etmiş koyduğu her hedefe ulaşmış adamlar kadınları da ulaşılması gereken bir hedef olarak görüp bunun hırsıyla yaklaşıyorlar ve hayır cevabına asla tahammül edemiyorlar.
Israrla inatla sabırla farklı yöntemlerle denerlerse hedefe ulaşırım sanıyorlar. Ama her şeyin de kimyası öyle matematik hesaplamalarıyla tutturulmuyor. Duygu, ilgi alaka yoksa yok! Zorlamanın alemi yok bir kadın hayır diyorsa "nazdandır" zihniyeti ne zaman aşılacak?

Sonra bana vay efendim çok muhafazakarsın vay efendim sen de hiç bir yere gelmezsin vay efendim herkesle mesafeli bir tip oldun! eleştirisi yapılıyor, şunları görüp de nasıl böyle davranmayalım Allahasen! Yahu biz gidip elin adamına "uuuw beybi ellerin çok seksi yalıyabilir miyim?" diyor muyuz! Ay kusucam galibaaaaa. Hep diyorum ben 70'lerde yaşamalıydım 70'ler deeeee! Bu kadar rahatlık large haller bana fazla!



11 Nisan 2017

0 İnsanlık Durumu

Arendt'in kaleme aldığı kitaplardan birinin ismidir bu. Vita Activa diye başlayan bölümün sonlarına doğru aşktan da bahis açar kendisi(derin ve tutkulu bir aşka özne olan bu acayip zihinli kadının mektupları günümüze dek ulaşmış, ulaşmış da keşke saklı mı kalsalardı bu hususa biraz içleniyorum galiba)

Ve şöyle der: " Dostluktan farklı olarak aşk, kamusal alana çıkarıldığı anda öldürülmüş, daha doğrusu yok edilmiş demektir. Aşkı anlatmaya çalışma asla, aşk anlatılmaz ki.Fıtratında ki söze dökülemezliği nedeniyle aşk, dünyanın değiştirilmesi ya da kurtuluşu gibi siyasi amaçlarla kullanıldığında olsa olsa bir hata bir dalalet olup çıkacaktır."

Öğrenmeye çalıştıklarımı meraklarımı ve heyecanlarımı paylaşmayı seviyorum ama bazen bunu yaparak yanlış mı yapıyorum diye düşünmeye başladım son zamanlarda.  buna sebebiyet veren ise geçenler de yayınladığım Bay K.'yi ilgilendiren mektup...( Bir mahlas elbette bu!)

Şaşırtıcı ve üzücü bir biçimde yazdığım yazılar kendisine ait olmayanlar tarafından benimsenmek isteniyor. Israrla nezaketle ve defaatle kendilerine yazılmadığını belirtmeme rağmen, kime yazıldığı ile başlayıp "bana yazılmış olabilir." küstahlığıyla son bulan merakları gidermek ve karışıklıklara son noktayı koymak adına yukarı da da yaptığım alıntıyla bağlantılı olarak kamusal alanın içine dahil olmayan yalnız iki ruh arasına gizlenen bir sevdanın dışa vurumu olduğunu söylemeliyim o satırların. Bir sahibi muhakkak ki var, fakat bu yalnızca şahsımı ilgilendiriyor. Bunu sorgulayan zihinlere olan merhametli yaklaşımımın tek sebebi, değer bulma biricik olma büyülenme hissini çok iyi anlıyor oluşum.Öteki bir deyişle bunun da bir çeşit insanlık durumu olduğunu kendimden de pay biçerek kabulleniyor oluşum lakin,başka hiç bir gerekçesi olamaz. Ve son olarak aşkın bitmesini sabırla bekleyebilirsiniz. Ama sevdalar sonsuzlukla eş değerdir zamansız mekansız ansız evrensiz ve boyutsuzdurlar. Yazdıklarımı bir gün kendisi okursa-eminim ki beğenmeyecektir- şahsına yazıldığından asla şüpheye düşmeyecektir, zira yazıların içinde ki ufak nüansları bir tek "o" anlar:

"365 günün 4 günün de gördüm seni
Kalanları 4 e böldüm
Hep noksan çıktılar
Seni bana kattım
Sevdamı  zaafına
6 saat eksik kaldı
Bana 6 saat mutluluk borcu var!
Ruhum, sevdam, eksik ve tam yanım
Zaaflarım tuhaflıklarım gözümde ki cümlem
Bir değil beş karış hava da aklım
Gizim suskunluğum çaresizliğim merhametim
Yaratıcıya şükür sebebim
Yüreğimin zırhı ve verilmemiş busem!
Bana 6 saat mutluluk borcun var!"



Bu da Şarkı olsun:


2 Nisan 2017

0 Sabaha Karşı Aynı Saat


Sevgili Bay K.

Son yazdıklarınızın üzerinden henüz çok uzun süre geçmiş olmamasına rağmen aramızda ki bağın giderek yok olduğunu düşünmeniz beni darmadağın ediyor. Geçen akşam yanınız da olduğunu duyduğum bayan S. hakkında size bir şey soracak olmasam da kırgınlığımın iç yakan bir acıya dönüştüğünü fark ettiğinizi bilmek isterdim.

Yaptığımız tartışmalar da size asla karşı gelmemiş olmam size karşı itaatli duruşum ve tabiatım sizi yanıltmasın. Sizden asla gidemeyecek olmam size kendimi ezdireceğim anlamına gelmemekle birlikte bana sarıldığınız o ufacık anlar da yitip giden öfkemi de yatıştırmak yine sizin işiniz.

Bay K.  
Son birkaç haftadır sıhhatimde ki bozulmalar ekseriyetle son görüşmemiz de ben kapıdan uçup gitmeden ağzınızdan kanatlanıveren kelimecikler de gizli. Çok düşünülmemiş gibi durabilirdi sözler, şayet sizin değil benim ağzımdan çıkmış olsalardı. 

Aptal bir kadın olduğumu düşünmenizin bana verdiği ızdırabı nasıl anlatabilirim size? Salt bir tutku, taze bir et olmanın ötesine geçemeyeceğimi ima eden bu kelimeler size olan hasretimi büyütmekle kalmadı bir de o en uzak en yakın mesafeye hiç fark edemediğim ama ilk tanıştığımız andan beri var olmuş olan milleri ekledi.

Şimdi duymak istediğiniz şeyin sizden vazgeçerek güvenli olana doğru aktığını söylememi ister miydiniz?" Evet, isterdim" diyeceğinizden şüphem yok ama bu doğru mu? Gerçekten de öyle mi? 
Hayır, bu müstesna tavırlarınızın başka manaları olduğuna eminim. Rica ederim artık inkâr gibi yollara başvurup durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale büründürmeyin.
O akşam aramız da büyüyüp devleşen yalnız toz kümelerinden oluşan, ışık da ahenkle dans edip yiten dikdörtgen eski oda değildi. Sizin ve benim ruhlarımızdı.

Evet gördüm. Sizi gördüm Bay K. Artık benden de kendinizden de kaçamayacaksınız. Sahi kaçan siz değil miydiniz yoksa, belki de tüm bunları sizin benliğinizle itham ediyor olmak benim için bir kurtuluş arayışıdır. Ama korkarım ki tüm acıya ve mutluluğa ortak olmaktan memnun olacak denli pervasız, ümit dolu ve şefkatliyim.

Hayat bize bunu sunduysa mesut olup şükran duymalıyız öyle değil mi?
Geçen gün biri şöyle şöyle dedi(mektup da bu kısım okunmuyor mürekkep izleri birbirine karışmış.) hatırlamıyorum gerçekten de dediği gibi şeyler söylemiş olabilir miyim? Size duyduğum bu tarifsiz hisler beni daha da zalim biri haline getirmiş olabilir mi? Hayır hayır değil elbette ki daha açık dürüst ve sade biri haline getirdi ve ben de bunu kendime söyleyerek içsel bir memnuniyete ulaşıyorum. insanların tahammülsüz huzursuzlukları bu yüzden, sözlerime hatta anlam veremeyişleri. Galiba giderek size dönüşen bir döngünün içinde eriyorum. Size muhtaciyetimin acziyetten kaynaklanmadığını görmüyor musunuz?  Aklımın okumakla meşgul olmadığı zamanlar hariç hep sizinle meşgul olduğunu hissediyor olmalısınız değil mi?Son gönderdiğiniz metinlerde ki şifreleri çözmeyi yine haftalar sonra akıl ettim. İlk okuduğum saniye de hissettiğim korku ve hüznü hissedebilmenizi benimle o an ızdırap dolu bir gece geçirmenizi yine de istemezdim. Ben sizi gülerken hatırlamayı seviyorum.


Şükran ve özlemle...
D.



Not. Bu kez uyanmayı reddediyorum. lütfen gelip beni bulun. 
Size bunları yine uykudan uyandıktan hemen sonra yazıyorum. Rica ederim düşük cümlelerime odaklanmayın, içinizi titreten bir şeyler yok mu? Yoksa bana bir daha yazmayın!

Not2. Yazmayın derken ciddi olmadığımı biliyorsunuz öyle değil mi? Ve en korktuğum anı sormuşsunuz. Sabah ezanın yankılandığı saatler de büyüdüğüm geniş pencereli ufak evin büyük odasında 4 topuzlu metalik mavi karyolanın kelebek desenli el işlemesi pamuklu beyaz çarşafın da uzanışım.Odanın dikdörtgenliği tavana bakarak korkumu yenmeye çabalamam fakat gümbürdeyen yüreğimi susturmayı başaramayışım... Çok küçüktüm ve o zaman bile sizinle tanışmak için dua ediyordum. Ya siz Bay K. Tam o sular da ne yapıyordunuz? Zaman farkını tahmin edip haklı bir tasvirle vereceğiniz yanıtı bekliyorum. Ama artık en çok sizi bir daha görememekten korkuyorum, sizin de size kızacağımı düşünerek hırçınlaşmanız gibi, bir kaç ufak söz ile hadimi aşmış olabilirim.

Zaman Aristo izafiyet
Zihnim akan düşten ibaret
Size evirilen suretlerden 
Tek tesellim gözlerinizde ki emniyet

Not3. Seviyorum evet. Sorduğunuz sorunun cevabına müteakiben kabul buyurur muydunuz?







28 Mart 2017

0 Üç Yüzük

Ünlü ABD'li yazar William  Faulkner kurmaca metinler için en ideal yaş aralığının 35-45 yaş olduğunu söylüyor. Kendisinin oldukça iyi bir yazar olduğunu kabul etmekle birlikte, Ephraim Lessing'in kaleme aldığı "Nathan der Weise" (Bilge Nathan) eserinin, yazarı 50 yaşında iken tamamlanabildiğini düşününce bir şeyler ters gidiyor sanki?

Acaba Faulkner 35-45 arasında derken muhakkak ama muhakkak o yaş aralığında başlanıp ve de bitirilmeli demek mi istiyordu? Bence öyle demek istememiştir. Sizce?

Bu arada Bilge Nathan'ı merak edenleriniz var ise şuracığa bir kısmının olduğu türkçe bir kaynak ekliyorum. Sahaflardan bulmak ise size kalmış! okumak için tık tık

Siz şimdi güzel bir musiki de istersiniz:



Bu şarkıyla dans etmek serbest! Ben mi? ürtiker sağ olsun kaşınmakla meşgulüm=( Adı batsın=(

21 Mart 2017

0 Akışkan

Akışkan Aşk Bauman'ın güzide kitaplarından biridir. Okudukça manyak olurum. Üstelik düşündürür neden akışkan? Niçin illa bu ismi vermek zorunda hissetmiş kendini?

Bünye meraklı olunca, akışkanlar mekaniği araştırmaya okumaya başlar, Leonardo Da Vinci adı geçince de mest olur. OKudukça da kafası karışır sık sık bir bunama ve bunalma ikiliği arasında gidip gelir. Çok acayip şeyler gerçekten. Ama bu ilk değil, bilhassa elektrik mühendislerini pek severim. Yakın arkadaşlarım olmasından mütevellit de sık sık anlattırırım bir şeyler. Çoğunlukla anlamıyorum ama merakım ve ilgim tek tek her şeyi açıklamalarına neden oluyor. Elektrik düzenekleri modellemeler, robotik olayları hatta savunma sanayi... Dinlemeyi pek seviyorum.

Bunları dinlerken aklımdan Habermas, Ranciere, Kant filan geçiyor... Bazen pek bir manasız bazense anlatılan şeylerle alakasız da olsa bağlantılı olduklarını görüp seviniyorum. Mühendislerin dünyası  ilgimi çekiyor ama tıp bir başka... Sık sık Tıp ile ilgili süreli yayınlara bakıyorum. Kafam uçuyor tabiii. Ama bilhassa ilgilendiğim alan psikiyatri..





Belirsizlikler hayatımın her alanında süreklilik kazanmış durumda. Bu durumu avantaja nasıl çevirebilirim diye sorup duruyorum kendime...

Şimdilik elimizde olanlarla yola devam... İnanmak ve çaba, dibe batmışlığı su yüzeyine çıkaran iki ana tema. Akışkan günlere!

Hadi bu şarkı bura da dursun. Siz de güzel bir şeyler okumayı ihmal etmeyin ve benim gibi hasta olup durmayın!







15 Mart 2017

0 Tebeddül

Eski Türkçe' de değişim başkalaşım, tebaa kelimesini de türetmiş olması onu daha da ilginç kılıyor.
Ben kelimelere aşıktım hep.

Az önce Nesil aradı
"Bıktım artık Osmanlıca mesajlarından, minvalinde ne demek? Mevlüt mü diyorsun ne diyorsun Tanzimat Fermanı'mı okunuyor Gülhane Parkı'nda yeter ya kaç yaşındasın sen! Yansın geceler, Pelinsu Eceler" dedi.

"Pelinsu KİM?" dedim

"Allah cezanı vermesin safoz." dedi.(ama içinden)

...



Neden Tebeddül seçildi bu yazının başlığına? Oksimoron yaratırım da buraya... Bu gece mecalim yok. Tebeddül'ün gizlendiği anlam biz olduğumuz anda ruhlarımızın geçirdiği devrimde... Dergah-ı izette bekler gibi beklemek sonra...

Galat-ı his demiş eskiler, duyguda ki yanılmaya... Ben biliyorum, yanılmadım.

Ben böyle yazınca duygum geçmiyor belki de...

Bu şarkı da buraya eklensin..

Çok güzel söylüyor bu adamcağız:
"İstedim ki kucağında yaşayayım daima
beni ilk gördüğün andan beri
bir bakışına teslim oldum."


0 Bu da Benim Hayalim

Leyla'

 Çok seviyorum bu ismi. O yüzden adı Leyla olsun istedim.

İnsanların geldiğinde mutlu oldukları bir yaşam alanı... Hem bir coffee shop hem de bir aşk dükkanı. İçinde kendi tasarımlarımı sattığım bir dükkan bölümü, öte duvar da ziyaretçilerin getirip bıraktığı kitaplar, hemen karşısında Dünya'nın bin bir yerinden toplanmış nesneler. Her hafta dükkanın orta yerinde devasa bir çiçek buketi. Bazen papatya, gül, nergis ve hanımeli, duvarlarda hep değişen yeni yepyeni yeni yetme sanatçıların fırça darbeleri, her ayın teması farklı bir dize, mısra, belki replik en unutulmaz filmlerden hatırlanan tuğlalar üzerinde yükselen kelimeler, içerisi çikolata kahve ve aşk koksun, en ilginç kısmı bir defter olsun isteyen yazsın isteyen okusun... Aşıklar eski resimleri mektupları hikayeleri cam kavanozlara bıraksın. Orası evimiz olsun. Orası gelen herkesin çıkmak istemeyeceği kadar benimsediği samimi bir ev olsun.

Öyle bir ev ki insanların yaşadıklarının sorumluluklarını alabildikleri, dinlenmeyi durulmayı, okur gibi yapmayı, yudum yudum hayatı,gülümsetmeyi gülümsemeyi hedefledikleri bir ev... Ve yanında kahve ve çikolatalı tarifler...

Bu benim hayalim...

Sonra sattığım her ayakkabı, bir yoksul çocuğun ayakkabısını hediye etsin de isterim...

İsmi bile hazır işte...

Daha çok teferruat var zihnimde, duvarlar zemin aydınlatma... Çok düşünülmüş gibi durmayan bire bir uyumlu değil ama karmaşada bütünlüğü saklayan...

Mutlu bir cafe- ev!



Bugün de şarkı olmasın.

14 Mart 2017

0 Filan

Milli Kütüphane'den nefret ettiğime karar verdim. Aslında binanın kendisiyle bire bir sıkıntım yok. Sıkıntı lüzumsuz kalabalıkta- piyasa yapmaya gelen tuhaf tipler, ders çalışma amacıyla gelip dışarı da 3 saat sigara içenler, yüksek sesle konuşan gerizekalıları saymıyorum- Byle bir düzenleme fikri var mı bilmiyorum ama mevcut milli kütüphane yalnızca araştırmacılar için kullanılan bir alana dönüştürülerek çeşitli sınavlar için çalışan insanlar için çok daha geniş modern ve havalandırması iyi devasa bir bina yapılmalı. Hem insanlar rahat çalışsın hem araştırma yapmak isteyenler faydalansın.Bu ne böyle sıkış tepiş!


Zaten o kadar kalabalık aşırı havasız tozlu ve boğucu bir yerde ders çalışabilitesi olabiliecek bir tip değilim.Sıkıntılı ve tuhaf bir insanım en az hepiniz kadar. Ama ekstra olan hijyen takıntım arşivden çıkan kitaplara dokunurken beni ne hallere soktu bir görün isterdim. Bu yetmezmiş gibi bir de olur olmaz yerlerde karşımda beliren gazeteci tayfası...



Bunlar da artık meslek aşınması olmuş fazla merak, karşısına çıkan herkesi bir deşme dürtüsü bir de bunların kadın versiyonları var Dünya'yı ben yarattım havaları, merhaba desen " Tanrım yine bir insancık ışığıma sevdalandı heyhat!" diye havaya girebilirler her an! Sizi gördükçe neden akademiyi bu kadar iştahla kovaladığımı daha iyi anlıyorum. Allah razı olsun kardeş. Ayrıca ben derse yetişme endişesiyle harıl harıl sahifelerde koşturup duruken, gelip gidip incelediğim eserlere " Bir bakabilir miyim? Çok ilgimi çekti de gerçekten çok ilginç bir şeyler araştırıyor gibi görünüyosunuz...." vs vs vs laflarıyla dikkatimi değil asabiyetimi çekiyorsunuz. İş üstündeyken oyalanmayı hiç sevmeeeeem! 



Delisi 1 Değil ki buranın. Tam üç beş sahifeyi çektirip tez hocama yetiştirdim mutluluğunu yaşıyordum ki kapıdan orta yaşlı bir bey girdi. Yine aynı terane "elinizdekilere bakabilir miyim?" bak bey amca sen de bak, tüm kütüphaneyi toplayıp toplu gösterim yapalım filan? Hayır sadece baksalar yine iyi ben size kimsiniz necisiniz hayırdır burada ne yaparsınız diye sordum mu? hayır! Peki o zaman el yazmaları bölümünde yaptığınız Osmanlıca araştırmadan arşivciliğinizden bana ne! Herkes de bir çok mühim biriyim ve derin araştırmaların insanıyım havası... Öfffffffffffff ama... benim gibi tanımadığı insanlarla konuşmayı, yardım etmeyi- sıradan bir kişisel bakım mağazasında gözüme kestirdiğim herkese şak şak yardım edip istedikleri her şeyi bulup birde üzerine hızlı bir bilgi bombardımanı bile yaparım normal şartlar altında- çok seven birini bile darladınız...Ama bu durum hakikaten farklı. Merak edip sorabilirsiniz ama bu kadar uzun uzun vıdı vıdıya gerek var mı? 



Neyse... Ben gidip biraz daha Yoga yapayım. Siz de bu güzide eseri benim için dinleyin:


Yazıyı O'na yazdıklarımdan bir kupleyle bitirelim...

"(...)Ve yitip giderdi bilinmezlik katranında... o aşkın kendisiydi bir kadının göz bebeklerinin en içten gülüşü, tırnak aralarında ki en derin doku, matemin en siyahıydı. O gündüzün karanlığa vuslatıydı..

Yıldızların susuşu bulutların sarmalayışı beni. Sen gidince her yaz başı susayışım çorak iklim dikenleri...gözlerin Sadri Alışık filmine dalıp gitmek gibi... Bütün huysuzluğum özlemekten seni...




7 Mart 2017

0 Fit Kalma Sırlarım

İddia ediyorum blogun en çok tık alan yazısı bu olacak.

Günlük hayatta en sık karşılaştığım soru " Bir şey yiyor musun sen?" "Kaç kilosun?" "Spor yapıyor musun?" vs vs vs

Verdiğim cevaplar sırasıyla:

" Sağlıklı beslenme takıntılıyım, sebze ve balık ağrılık besleniyorum düzenli balık hapı takviyesi, metabolizma hızlandıran bitki karışımları ve kefir tüketiyorum. Az ve sık yemek yiyorum üstelik karşımdakini krize sokacak kadar yavaş. Bol su ve erken saatte 2 yumurtalı kahvaltı olmazsa olmazım. Çikolata ve tatlı saat 5 de yenir, kuru yemiş meyve çantamdan eksik olmaz."

"Kilo değil yağ oranınız önemli. Sağlık kuruluşu ya da spor merkezinde ölçümlerinizi yaptırın neye ihtiyacınız var söylensin."

"Spor salonları ve testosteron kokan ağırlık çalışmaları beni sıkıyor. Yazın yüzmeyi kışın yoga ve pilates yapmayı seviyorum. Hayalim yoga eğitmenliği sertifikası almak. Ama kas oranım şuan için düşük, eskisi gibi aktif değilim".

Bakın bunlar tümüyle olmasa da YALAN! inanmayın bunlara. Zayıf kalmamın tek sebebi çocukken yaşadığım travma da gizli. rahmetli anneanneciğimin beni büyüttüğünü biliyorsunuz artık. Kendisi inanılmaz sevilen bir kadındı her limanda bir kankası her mahalle de bir ahretliği. Birlikte yaptığımız gezmeler de ara ara gittiğimiz evlerden biri Hacı teyze'nin eviydi. Gerçekten hacı mıydı mc rapperlar gibi  mahlası mı kullanıyordu bilemeyeceğim ama kadıncağız inanılmaz şişmandı.Kilodan zor yürür evine her gittiğimizde de bana bir şeyler yedirmeye çalışırdı. Anneannem hemen olaya müdahale eder "o yemez, az yiyor, o sevmez, ona dokunuyor, sen bir kutuya koy da götürelim." derdi. Bu arada anneannem de incecik bir kadın, hayatı boyunca kilo almamış çok hareketli ve sağlıkçı olmasından dolayı da besinler konusunda bilgili biriydi. Hacı Teyze'nin sofra da bilumum börek çörek pasta olunca bana yedirmemek için elinden geleni yapıyor tabi...

Hacı Teyzenin kalbi kırılmasın diye alınan şeyleri kendisi yerdi yerken de bana sürekli aman kızım kilo çok kötü şey, sakın kilo alma çok yeme diyip dururdu.Artık nasıl işlediyse beynime. Bir gün dayanamadım ben de yicem dedim. İlk kez Tavuk göğsü yiyorum. Fakat olayı ilginç ve ilk yapan yalancı tavuk göğsü değil hakiki tavuk göğsü olması. Bilenler bilir hakiki tavuk göğsünün içinde gerçekten de tel tel tavuk eti olur ve ben hala nefret ederim o tatlıdan!

Neyse ben yemeğe başladım bir tuhaf geliyor ama bir yandan da yiyorum. Anneannem tedirgin tedirgin yüzüme baktı tadını sevemediğimi anlayınca " yemek zorunda değilsin Cococum." dedi. o an bir tuhaflık olduğundan emin oldum "Hacı teyze bu ne ?" Tavuk göğsü beğendin dimi, tavuk suyu koymaz şimdikiler ben sütle karıştırıyorum."  " Ama bu tatlı değil miydi?!"  " E tatlıııııı". "Anneanneağğğğ bun da ta vuk var mış ööööööyyyyyyyğğğ"


İşte her şeyin sebebi bu. Oh vallahi anlattım rahatladım. Bu sahne aklıma geldikçe ne iştah kalıyor ne yeme isteği. Üstelik hala gittiğim çoğu ev de doğru düzgün yemek yiyemem. Ne travmalarım var o mahalle de!




ODTÜ 22 Rock festivaline ev sahibeliği yapıyor. Ben tabii hem ot hem sosyal medya yoksunu hem de asosyal biri olunca etraftan duydum bu hafta gerçekleşeceğini de ben Rock namına bir şey göremedim. Bu tabii benim zevksizliğim ve cehaletimden kaynaklıdır da misal Yunanlı "No Clear Mind" grubu... Baya baya Ahu Tuğba içeren sevişme temalı müzik ki bence libido sıfırlar o kadar kötü! Ha derseniz ki uykuya geçiş müziği, o zaman olur.Bu haftanın nefret ettiklerim köşeme kendilerini iliştiriyorum.

Sevdiklerim köşem de akustik albümleriyle Pentagram var. Pentagram ile tanışma hikayem beni ve ablamı hala güldürür. Bir adet abla, küçük kardeş, ve Bilal içeriyor! Olay tümüyle albüm kapakları ile ilgili. Yaratıcılar evet! Ama tabii ki bunu bura da anlatmayacağım! Size ne canım!

Dinlemek için tık tık


4 Mart 2017

0 Bir Kaç Saatlik Fırtına

"Kitabı okurken hep söylendim kendi kendime " Neden K. o kadar yıl bekledi, geldi gördü yandı sustu ufak hatıralarla yetindi onca sene hiç bir şey yapmadan nasıl durabildi?!"

Kitabı okumayı bitirdikten sonra, onunla çetin tartışmalara girdik, kazanamayacağımı bildiğim halde susturamadım kendimi. Oda durmadan, sıkılmadan hatta tüm tahriklerime rağmen sinirlenmeden cevapladı çürüttü ve çekilip odanın bir kenarında dikildi. Hava yine en gri...

Bir şey söylememi bekler gibi oyalandı önce, şakayıkları bıraktı ellerime... En sevdiklerim...

Sonra  " Araf'da kalmak, yitirmeye yeğdir." diyip uyumaya gitti...





 O uyurken yarım bıraktığım mektubu bitirmeye söz verdim, baş ucunda mektupla uyanmayı sever.Ben gidince beni hatırlatır kokumun sindiği mürekkep izleri... Şakayıklar dizlerimde,kalemimden yağdı kelimeler...

"Dışarıda yağmur başladı sevgilim ve kalbimden dökülen damlalara eş ritimleri.
Dışarıda yağmur yağıyor ve karşı penceremde bir kadın ağlıyor.
Şakayıkları ona versem öfkelenir miydin?

Nefesin bir tüy gibi yatağımda,
Sen uyurken gelip fısıldarım rüyana,
Gözlerini benden alıp gitme susmalarını da severim."





3 Mart 2017

0 Normcore

2013 bilemedin 2014 olsun sokaklara düşüşü, normcore akımı modaya "her şeyin altına giyilebilen beyaz sade spor ayakkabı" ile damgasını vurdu. Ardından yüksek bel mom jeansler salaş tshirtler alelade toplanmş salınmış örülmüş saçlar...

Sadelik... Ruhum dinlensin hali...

Uzun uzun yazasım gelmiyor. Sadeliği seviyorum en çok duygu hanemde. Ne kadar sade o kadar sahici ss kuralı benimki bana özgü.

Sinemaya özgü halleri de var tabi... Robert Bresson, Fransız yönetmen hem de ressam... Bir ressamın gözünden dolaşmak sinemayı... Pek bir noir filan... Severim ben siz de izleyin...

Ne olacak bu noir film tutkum?

Bir de Paul Eluard'ın Acının Başkenti kitabı vardı hatta bir de şiiri şöyle bir şeydi:

"Gözlerinin eğrisi dolanıyor yüreğimi
bir raks bir dinginlik çemberi
Zamanın aylası, gece beşiği ve güvenli,
Ve eğer hiçbir şey kalmadıysa aklımda yaşadığımdan 
Gözlerinin her zaman görmediğindendir beni.
Yaprakları günün ve pembe şarabın köpüğü,
Rüzgarın sazları, kokulu gülücükler
Işık dünyasını saran kanatlar,
Gökyüzü ve deniz yüklü gemiler,
Gürültü avcıları ve renk kaynakları.
Tanların kuluçka yatağından doğan kokular
Yıldızların samanı üzerinde yatan
Saflığa bağımlı gün gibi tıpkı

Dünya da bağımlıdır senin tertemiz gözlerine
Ve akar bütün kanım bakışlarında senin."


Havalar ısınıyor, mevsim değişiyor... Ben hala çok seviyorum. Sadece moda değil hayatım, ruhum ve sevdam sadeleşiyor. 

Sevdiğim sen benim her şeyin altına giyebildiğim spor ayakkabımsın!.. Sözlerimle birlikte. Mutlu.


Mutlu hafta sonları herkes!

Bu süper seksi şarkı da benden hem onun için, hem de bu şarkıyı dinleyip de seven herkes için gelsin!






25 Şubat 2017

2 Masal Parkı

Pedagoglar çocuklara bir şeyler öğretmenin en iyi yolunun örnekleme ile olduğunu ya da bir model yaratmaktan geçtiğini söylüyor. Bunun en iyi araçlarından biri olan masallar yardımı ile çocuklar, doğruyu yanlışı, iyi ve kötüyü mesajlarla örülü olay örgüsünden öğrenirler diyorlar...

Halbuki tüm bu ayrımlara en çok ihtiyaç duyan bizleriz... "Eşek kadar kadın oldun hala mı masal okuyorsun!" diyenleriniz de çıkacak, aman azıcık durun. Şu minik masalı bir okuyun yazının sonun da görüşürüz:)




Güneş ve Rüzgar


Bir gün Rüzgar, Güneş'le konuşuyormuş.

- Vuuuvvv ben senden daha güçlüyüm.
- Öyle mi, demiş Güneş.
-Elbette, demiş Rüzgar. Bunu sana göstereceğim.Bak, şu aşağıda ki yaşlı adamı görüyor musun?

Güneş eğilip bakmış.
-Görüyorum, diye cevap vermiş.
Rüzgar gururla:
- Gör bak! Onun ceketini çıkaracağım, demiş.
Güneş:
- Peki o zaman, demiş. Haydi dene bakalım.

Sonra bulutların arkasına çekilmiş.Merakla rüzgarı izlemeye başlamış.

Rüzgar bütün şiddetiyle esmiş. O estikçe yaşlı adam üşümüş. Üşüdükçe paltosuna sarılmış da sarılmış. Rüzgar buna öfkelenmiş.Daha şiddetli esmiş. Bu kez adam paltosunu daha sıkı tutmuş. O ne kadar şiddetli estiyse, adam da paltosuna o kadar çok sarılmış. Çünkü çok üşüyormuş.

Rüzgar sonunda pes etmiş. Bu kez sıra Güneş'e gelmiş. Güneş bulutların arasından çıkmış. Yaşlı adama sıcacık gülümsemiş. Yeryüzünü iyice ısıtmış.

Adam pek sevinmiş. Yeryüzü ısındıkça adam da ısınmış. O da gülümsemeye başlamış.

- Artık paltoya ihtiyacım kalmadı, diye düşünmüş ve paltosunu çıkarmış. Güneş, rüzgara dönerek:

- Gördün mü, demiş. Nazik olanlar, zorbalardan her zaman daha güçlüdür.



Tüm masal boyunca aslında tek bir cümle arıyoruz. Esasen tüm tez yazım süreçleri araştırma kitaplarının özün de yatan da bu: aranan şey o kalın puntolarla yazılı tek bir cümle de saklı.

İzlediğiniz yöntemlerle olmuyorsa belki de yöntemi değiştirmek gerekiyordur...Neden olmasın?

Şimdi masal sevmeyenler, hala sevmemekte ısrarcı mısınız? Mitoloji?
Evet hala masal okuyorum, hatta seslendirip sevdiğim insanlara yolluyorum!Tavsiye ederim siz de deneyin! 

Bu da şarkı:





Not:Neden yazıyorsun dedi geçenler de gelen maillerden birinde biri. İyi hikayelerim olduğu için ya da çok iyi bir anlatıcı olduğumu düşündüğüm için değil. Ukala ve çok bildiğim için ise hiç değil. Öğrenmeye çalıştıklarımı ve eksik hissettiklerimi tamamlamak için yazıyorum ya da tamamlanmak...

Not2: Meraklısına bura da alıntıladığım masal Timaş yayınlarından çıkan "Masal Parkı" kitabın da geçmektedir.

24 Şubat 2017

2 Pusulasız Kalmak

Tam tamına 926 sayfa, kaynakça bölümünü çıkarırsak 904 sayfa eder... Neden mi bahsediyorum tabii ki Cereyanlar kitabından.Kulisler de kitabın kıymetli yazarının uzun uğraşlar vererek bir çalışmanın üzerin de yoğunlaştığı konuşuluyordu. Kitap çıkar çıkmaz sipariş verildi. kargom gelir gelmez de incelenmeye başlandı.Ama okunmadı. Uzun uzun düşündüğüm bir türlü işin içinden çıkamadığım haftalar da yazılara şöyle bir göz attıkça olmayan aklım iyice eksildi. Tevafuk diyelim tez hocam tam da kitapla iniltili bir dersi yıllar sonra yeniden vermeye başladı. Tez konum hala yok. Bravo bana!

Şuan iyi bir tez yazabileceğime olan inancım sıfıra yakın.İnsan okudukça zihni nasıl boşalır? Mümkün mü böyle bir şey? Belki yanlış alan da debeleniyorum... Az çalışıyorum. Kararsızım. Ayrıca duygusal ve şaşkınım. Kararsız olduğumu söylemiş miydim? Tembel yeteneksiz ve panikli olduğumu da şuan buraya yazmak zorundayım. Neyse en azından dürüst sayılırım.

Geçen gün ders arasında Çatı'da kahve içmeye gittik. kalkarken yanlışlıkla yan masaya hafifçe çarpma gafletine düştüm(!) o sırada acayip derece yüksek desibelli bir çığlık duymamla aniden dönmem bir oldu. Karşım da duran bir kadın tahmini 37-40 yaşlarında- hoca olduğunu sanmıyorum okutman belki memur ya da doktora öğrencisi- inanılmaz sinirli ve beni neredeyse boğacak kadar öfkeli! O kadar yüksek sesle çığlık atmasının sebebini merak ettiniz tabi, hayır üzerine bir şey dökülmedi yine bilemediniz telefonuna da bir şey olmadı, yalnızca hanımefendinin çayı azıcık masaya sıçramış. 

Hemen çantama davrandım saf salak bir insan olduğum için de özür diliyorum bir yandan. Hanımefendinin tepkisi oldukça ilginç:

" Ben hayatta o çayı içemem! Gidip bana yeni çay al!"

Hayır şaka değil. Tam olarak bunları söyledi. Ben tabii önce kısa süreli bir şaşkınlık yaşadım saf saf 
" ama masanıza azıcık sıçraması dışında hiç bir sıkıntı yok ki..." diyiverdim. Hanımefendi daha da sinirlendi ve yeni çay istediğini söyledi.

Tabi ki gidip alıp masasına bıraktım. Tüm bunlar olurken yanımda ki arkadaşlar da şok olmuş durumdalardı. Biri "iyi yaptın nezaket sen de kalsın" derken öteki "ben olsam hayatta almam çayını da yere dökerdim" dedi=)

Aslında şaşırdığım durum hanımefendinin çay istemesi değil. İsteyebilir ama geçen sefer yazdığım yazı da olduğu gibi üslup problemi asıl mesele.

Ama sanırım toplumsal olarak bunlardan çok daha mühim problemlerimiz var: akıl sağlığımızı yitirmek ve değerlerimizi koruyamamak gibi...

Filan...

...

Bu sıra çok hüzünçlü dingin karamsar ve akılsızım.Etrafımda ki insanlar olaylara insanlara her türlü duruma karşı çok iyimser yaklaştığımı adeta Polyanna zırvasında gezindiğimi söylüyor. Halbuki kendim mevzu bahis olunca her zaman kötümser karamsar ve en kötüyü düşünmem gerekiyormuş gibi! Ne Tuhaf, insanlara hatta tüm canlılara sarf ettiğim merhametin milyonda birini kendime  saklasam ya...

Fakat yine de ruhumu zora sokan durumlar için net bir sınır da durabiliyorum artık.Kısaca Kübler- Ross modelinin son aşamasındayım. Demiştim size tüm sebebi o ne idiği belirsiz saç rengindendi. Yeniden koyu renk saçlarıma döndüğüme göre naif ve mesafeli halime dönebilirim! Sanırım o halim çok daha akıllıydı. Ama işin aslı çok sevdiğiniz bir insanın hayatınız da hangi sıfat ile var olduğunun hiç bir önemi yokmuş. Aslolan var olmasıymış...

Keşke herkes böyle düşünebilse... Ama yok illa bir kalıp bir sıfat şart. Bir ruhu sevmek paylaşımda bulunmak için etiketlemeye ne kadar meraklısınız! 

Ay bi dakkaa bi dakkaa

Durumdan çok alakasız olarak dans etmeyi çok sevdiğim bir şarkıyı buraya ekliyorum.

Belki siz de seversiniz dememe gerek yok zaten biliyorsunuz bu şarkıyı ve efsane filmi!

Dirty Dancing filminin unutulmaz sahnesinde ki Patrick Swayze şarkısı benden hem onun için hem de hepiniz için gelsin!

Mutlu hafta sonları herkes!






21 Şubat 2017

0 Coco Hanım Diyeceksiniz!

Selam Herkes!

Geçenler de Zuzu gördüğü bir ilanı benimle paylaştıktan sonra, ilanın sahibine mail atarak bilgi talebinde bulundum.Kendisi hem tanımadığım hem de resmi bir münasebet ile ulaştığım bir şahsiyet olunca takdir edersiniz ki sizli bizli bir üslup takındım. Ertesi gün aldığım cevap maili karşısında ise dumura uğradım. Lakayıt, senli benli vıcık vıcık bir üslup üstelik talep ettiğim bilgileri de mail de vermekten aciz kalmış...

Lisanstayken çok sevdiğim bir hocam, "sakın iş ortamında kendinize tuhaf sıfatlar ile seslenilmesine izin vermeyin. Kobi vb ufak kuruluşlar da size bir bakıver kızım vs tarzı yaklaşan insanlara tavrınız hep net ve keskin olsun." demişti. Bu söze katılmamak mümkün mü?

Yahu sen kimsin ki benimle laubali şekilde konuşuyorsun bre adam!Bu saygısızlık sırf kadın olmamdan mı mütevellit yoksa bilgi talep eden konum da olmamdan mı kaynaklanıyor bilemiyorum sebebi her ne olursa olsun kullanılacak üslup çok çok çok mühim... Şuna da açıklı getirelim "Kibarlık Budalası" profili de istenilen bir durum olmadığı gibi ben de bunu kast etmiyorum zaten.Sadece ilk kez tanıştığınız bir insana üstelik mail yoluyla, " selam nabersss" ayarında hitap etmeyin diyorum.Ya da edin, siz bilirsiniz.

Böyle tavırlara çok sinirleniyorum....


KHK'lar ile ihraç edilen akademisyenlere yenileri eklenirken "acaba hocalarımız gidecek mi, tezler dersler yarım mı kalacak, şimdi ne olacak?" endişeleri bu denli üşüşmüşken zihinlere, çocukluk aşkım Fizik'e mi dönüş yapsam diye düşünmüyor değilim... En azından yayınlarımı "ulan başıma bir iş açılır mı acaba" diye düşünmeden yayımlayabilirim...

Tabi ki bu pikçır Nasa'nın eşsiz çalışmalarını bize sunduğu şu adresten alındı: https://apod.nasa.gov/apod/ap170217.html

Gök fotoğraflarına bakınca her şey hem çok bi çok mümkün hem de pek bir mümkünsüz görünmüyor mu?Her şey nasıl da muazzam ve yerli yerinde, bir ışıktan gözünüzü alamadan diğer yansımalara hayran kalıyorsunuz. Çocukken her ay Remzi kitap evine gidip aldığım kocaman renkli kapaklı en kaliteli kağıtlara basılmış bilim dergilerini unutamıyorum. En sevdiklerim tabi ki gök bilimi üzerine olanlardı hatta bir sayısında tüm takım yıldızlarını ve özelliklerini tek tek anlatıyordu...Hey gidi.

Şimdi de "New Scientist" dergisini takiplemeye çalışıyorum. İlham verici! Meraklısına derginin internet adresini de şuraya konduralım: https://www.newscientist.com/

Havaların ısınmıyor oluşu, keyifsizlik, uzun süredir yoga yapmıyor oluşum, bir de üzerine yalnız yaşama olayları derken hayat giderek daha da eğlenceli bir hal almaya başladı. Doktora için yurt dışı seçeneğini çoğu kez görmezden gelsem de belki de benim için en doğru olanı budur. Netice de arkamda bıraktığım hiç kimse olmayacak. Belki de bu hayatın kıyak geçme biçimidir. Evet evet öyledir!


Kafam kadar kitaplara gömülmek için son çağrı, hadi ben kaçtım, siz de benim için bu şarkıyı dinleyin ve bana güzel enerjiler yollayın, şu sıra çok ihtiyacım var çünkü.





0 Gecenin Melodisi


Az uyumak çocukluktan.

Çok sevdiklerinize çok sevdiklerime en çok sevdiğime çok çok çok sevilesi bir şarkı:


20 Şubat 2017

0 Yeni Yepyeni

Her şey geçen yıl Nisan ayında şu yazım da bahsettiğim gibi saçlarımı boyatmam ile başladı. Tüm karmaşanın sebebini saçlarımı yüklediğime göre ya kısacık kestirmeli ya da-ki daha makul olan çözüm buydu- eski haline döndürmeliydim.

Geçen yıl Kuaförüm Emrah " canısı hala çocuk gibisin sen ya şu saçlarına ben artık el atıyorum sen sus karışma" dedikten 5 saat sonra Jenifer havalarına girmiştim...

Evet evet her şeyin sorumlusu bu her yeri başka renk olan saçlarım! Yersen...


Aynı an da hem pizza yemek isteyip bir yandan içli köfte yuvarlamak tam o anda çikolata şelalesine ağzımı dayamak tam da aynı anda kocaman italyan Makarnası yemek isterken bir an da iştahım kaçmış gibi.Özetle hem çok şey yazıyor hem de hiç bir şey üret-e-miyorum. Sanırım kısa bir ara tatilde olmamdan mütevellit yazdığım her şeyin rengi pek bir kırmızı pembe renkler de gidip gelmeye başladı. Türkçesi yazmaya başladığım da sadece onun için yazıyor hale geldim... Ne komik hiç okumayacağını bile bile yazmak...Belki ben de Kafka gibi ben öldükten sonra yakın diye vasiyet ederim!

Yaşadığımız her şeyin karşımıza çıkan her faninin bize bir şeyler öğretmek için gönderildiğini düşünmüşümdür hep. Şu an neyi öğreniyorum acaba diye sordum kendi kendime... Sanırım eskisi kadar keskin olmamayı öğreniyorum... bu iyidir bu da kötü diyebilecek kadar masum olmadığımı görmek belki de budur tüm sebebi yorgunluğumun ve hatta kendime olan yabancılık sürecimin...Bilemiyorum Altan...

Yeni yepyeni bir dönem yarın güzel ODTÜ'm de başlayacak ve yoğunluk yine beni iyi edecek tek kür olacak...

Benden biraz ağır bir yeni hafta şarkısı hepinize gelsin.

Geçtiğimiz hafta yaşamını yitiren efsane jazz sanatçısı Alwin Lopez'den geliyor:





10 Şubat 2017

0 Nasıl Bulacağız?

No Blues grubunun albümlerini- tüm şahane albümleri bulamadığım gibi yine bir klasik olarak- hiç bir müzik markette bulamıyorum!

Bir yerde rastladınız mı?Rastlarsanız ya bana da haber edin ya da  benim için de alın bir tane!

Benden yine onun için geliyor:



Not: o hep aradığımız aşkı öldüren bir türlü durduramadığınız pragmatik yan da gizli.şii sakin gönül modernize olmak zorunda değil! Di mi?

9 Şubat 2017

0 La Vie En Rose

Şarkıyı bilmeyen yoktur muhakkak lakin benim için bu şarkı güzeller güzeli Audrey ile özdeşleşmiş bir melodiydi.Tabii ki 1954 Billy Wilder imzalı-kendisi 7 oscarlı bir acaip adam- "Sabrina" filminden bahsediyorum.(1995 yılında Sydney Pollack tarafından ikinci kez çekilen halini tercih etmeyeceğimi tahmin edersiniz!)

Ne zaman kafam karışsa, hiç bir şey mümkün değilmiş gibi görünse bir de onu özleyince bu filmi izliyorum.


audrey hepburn dean martin sabrina ile ilgili görsel sonucu

En akılda kalan sahnelerden birinde Audrey Hepburn'un kaleme aldığı satırlarda geçen şu sözleri çok seviyorum:

"Saat çok geç ve karşı da biri La vie en Rose şarkısını çalıyor.Şarkının adı Fransızca dünyaya pembe gözlüklerle bakıyorum demek.Tam hislerimi yansıtıyor.Çok şey öğrendim.Sadece güzel soslar ve yemekler pişirmeyi değil çok daha önemli bir tarif.Gerektiği şekilde yaşamasını, bu dünyanın bir parçası olarak yaşamayı kenar da durup izlememeyi öğrendim.

Ve artık hiç bir zaman hayattan kaçmayacağım ve aşktan da..."

İşte o sahne:



not: gelgitli zihnim malumunuz kendi kendine küser barışır alınır unutur.Kesinlikle deliyim.Evet.

5 Şubat 2017

0 "Verilmemiş Mektuplarım-2-"

"Odaya çevik adımlarla her girişinde sana aşık olup olmadığımı söyleyip söylemeyeceğimi-şayet söyleme eylemine girişecek olursam- nasıl ne şekilde cevap vermenin daha uygun olacağını düşündüğünü hissediyorum.

Ama korkun da hataya düşüyorsun-ki bilirim hata yapmaktan nefret edersin-

Seni her görüşümün ardından sana dokunmak için bir bedene yüzünü görmek için gözlere ruhunun fısıltılarını işitmek için kulaklara ihtiyacım olmadığını öğretiyorsun bana... Ruhunu sevmek için beni sevmene ihtiyacım olmadığı gibi... Olmadık zamanlar da aklına geldiğimi hissettirdiğin de beni hiç üzmediğini, sana her nasıl oluyorsa hiç kızamadığımı fark ettim. O kadar çok şey fark ediyorum ki bilsen,  mesela ellerim buz kesiyormuş sana dokunacak gibi olduğunda...

Bir de yalnızlık meselesi var... Ruhumun sana sarıldığı günden başlayarak şuana akan, varlığımın her sebebini sen de bulduğum, kendime yenilip sana yenilmemek için ayak dirediğim hiç bir anın ertesinde veyahut öncesinde hatta içinde, şu kısa sayılabilecek ömrüm de ilk defa olmak şartıyla yalnız hissetmiyorum...

Fakat hissettiğim yegane duygu kıskançlık oluveriyor istemeden ah evet utanarak bu kıskançlık beni ele geçiriyor... O akşam üstü kokusu dağ reyhanlarını anımsatan boynuna saplanan soğuk havayı ne çok kıskandım! Ellerinin değdiği kitaplar var bir de... Seni bilmeden sevmek mi daha gerçek olurdu, yoksa ezberlemek mi tüm adımlarını...

Senin için okuduğum masallar var gizli saklı kayıtlar... Ben de merak ediyorum dinleyecek misin bir gün?

Duyacak mısın ruhumun sevdasını?

İzin ver söyleyeyim, hiç bir ruh   sevemez böyle, sevmesin!Ölümsüz hissediyorum gözlerin de çocuklaşınca, aman kimse bilmesin..."


 Çok çok çok çok bi çok melodi taa İran'dan geliyor:




Ne güzel söylüyor Hayedeh " Suskunlukta gözlerimiz hikayeler ve fısıltılarla dolu, ben seni gözün mihrabının cazibesinde görmeyi seviyorum, ben seni tenden ve benden daha yüce seviyorum."




4 Şubat 2017

0 Hafta Sonu Şarkısı



Şu korkunç soğuk havalar bitse, sonra şöyle bir konsere gitsek?

Benden -şubat ayının ruhuna uygun olarak- tüm çok özleyenlere gelsin!


0 Sevdiğim Şiir Söylesin


Minik bir yeni nesil şiir Kemal Hamamcıoğlu'nun kaleminden çıkma:

"seninle karda yürüdük haberin yok.
müziği son ses açıp, ağaçlı yol bitmeden - iyi ki dedin.. ben sana, bas gaza! geç uyuyup, en geç biz uyandık. kahvaltıları unutacak kadar çok seviştik.. ben çok güzel severim, yerli yersiz gözlerinden öperim. sen bilme, görme, es geç.. başkası ol. o olmamaya inat et.. bir yerlerde iyi ki diyen bir sen.. mutlu günleri hak eden bir ben var.. iyi ki.."


Bu da Şarkı:


3 Şubat 2017

0 Flash TV Kafası


Hayırlı Cumalar Sevgili Dostlar

Geçtiğimiz günler de uzun süre sonra beni sinemaya götürmeyi başaran film La La Land'in ardından pür romantizm, Hollywood zırvası ve leziz müzikler ile bir süre kendime gelememiştim. Ta kiii Youtube'da karşıma çıkan çok acayip videolara kadar.

Flash TV efsanesi her geyiğe muhakkak meze olur: Perihan Savaş hanımefendinin aniden beliren suretiyle ekranların vazgeçilmezi olan Gerçek Kesit'de sarı bıyıklı abimizin her bölümde içimizi titrettiği olaylar örgüsünden,  Yalçın Çakır abimizin radikal televizyonculuğuna, eşi benzeri olmayan Ana Haber bültenlerinden, Bugün Esra Erol'u ve evlilik programlarını bizlere armağan eden akıllara zarar yayıncılık anlayışı unutulur cinsten değil hakikaten de. Bu onulmaz çıtayı kıskanan diğer TV kanalları bugün evlilik programı adı altında şahane bir çeşitlilik sunuyorlar güzide izleyiciye...

Mesela şöyle bir şey varmış: 



İnsanı en derin yerinden yakalayan subliminal mesajlar içeren eşsiz görsel showlarla bezeli bu eşsiz besteye diyecek söz bulamıyorum.Bu zamana kadar nasıl olur da gözümden kaçar!

Bakın bu insanlar hep mutlu , sürekli bir hareketlilik, atraksiyon hali. sonra vay efendim depresyondayım. Siz yaratıyorsunuz canım depresyonu. Var mı depresyonun kırıntısı şu zarif narin hanımefendi de?

Bundan sonra hayatı bu kafa da yaşamaya karar verdim.Benim için adeta Ferrarisini satan Bilge etkisi yarattı. Ben gidip kremimi süreyim!Raka raka!

Muhteşem bir şarkı benden sizin için geliyor:


1 Şubat 2017

0 Sevdiğim Kitap Söylesin


Selam Herkes!

Yoğun bir Pazartesinin ardından, okulda ki işlerimi halletmeyi bugün itibari ile başardım! Artık tez hocam belli- şu hep değindiğim birikimine insanlığına hayranlık duyduğum hocam- tez konum kesinleşmemiş olsa da sınırlar çizildi.Büyük rahatlama!

Bu haftanın gündemi benim için "saygı" eksenin de odaklandı. Geçtiğimiz günler de aile dostlarımızdan birinin evinde yemeğe davetli idik. Ev sahibesi eski mankenlerden eşi de emeritus bir akademik olunca akşamın çok keyifli geçeceğini düşünmüştüm.

Ama öyle olmadı.

Önce masa da neden iktisat değil de siyaset bilimi seçtiğime dair emekli hoca tarafından sorgulandım. Kendisi sınıf öğretmenliği yaparken büyük bir azim örneği göstererek doktora yapıp sınıf öğretmenliği alanında üniversitede Prof. ünvanını kazanmış bir büyüğüm. Üslubum herzaman ki ben-samimiyetsiz değil lakin mesafeli ve saygıda kusur etmemek için her türlü inceliğe odaklı- lakin karşımda ki üslup tümüyle küçümseyici bir hal aldı.

En son " siyaset bir bilim değil, iktisat dururken saçma sapan bir şeye yönelmek hiç mantıklı değil.Biraz para odaklı düşünmen gerekirdi." minvalinde uzayıp giden öğütlerden ne kadar rahatsız olduğumu tahmin edersiniz.

Saygı kavramı bir şahsa bir mevkiye veyahut yaşa odaklı olmamalı. Bakın evinize misafirliğe gelmiş yeniyetme bir akademi heveslisine "rezil birşey okuduğunu, ve bunun bilim değil zırva" olduğunu söylerseniz bu bir eleştiri olmaktan ziyade saygısızlık olur. Pek tabi nezaketimi bozmadan dinlemek ile yetindim.

Ardından ikinci eleştiri atağı ev sahibesinden geldi. Fazla nazik ve hassas olduğum için insanların beni kolayca ezebileceklerini fazla saygılı davranmamam gerektiğini öğütlemeye başladı.
Bu nokta da eşinin kırdığı potu düzeltmek amacı ile bunu söylemiş olabileceğine inanarak "haklısınız." dedim

Akşam eve dönüş yolunda sessizdim söylenenleri düşündüm. Şayet bahsettikleri kadar "saygı" odaklı biri olmasaydım bu sefer de ne kadar saygısız olduğumdan, uçarı tavırlarımdan dem vurulacaktı bilhassa zamane gençlerinin her türlü kavramı nasıl da içi boş bir çuvala dönüştürdüklerine kadar uzayacaktı konu!

Gülünce neden güldün, laubalisin
ciddi olsan, somurtkansın huysuz mesafeli samimiyetsiz...

hep söyleyecek eleştirecek ne çok şeyiniz var...

Peki umurumuzda olmalı mı?

Hayır! 

Eskiden bunu söyleyebileceğime inanmazdım.İnsanların ne düşündüklerini o kadar mühim bulurdum ki, kendi düşüncelerim zannederdim. Zamanla yalnızca kıymet verdiğim insanların fikirlerini önemsemem gerektiğini öğrendim.



Nasıl olmasını istiyorsanız öyle olsun.

Sanırım asıl mesele karanlık yanlarınızla, eksik ve rezil taraflarınızla barışabilmekte. 

.....


Mavi Tüy kitabını bilir misiniz? Sevdiklerimdendir.

Söyleyemediklerinizi sevdiğiniz kitap, film, müzik, resim söylesin!





Kitaptan ufak alıntılar sizin için eklendi. Belki merak edip okursunuz diye!

"Sınırlarını tartış, onların gerçekten senin olduğundan emin ol."

"Olası geleceklere başını çevirme onlardan öğrenecek bir şeyin olmadığından emin olmadan."

"Fikrini değiştirmekte ve farklı bir gelecek ya da farklı bir geçmiş seçmekte her zaman özgürsün."

"En iyi öğrettiğin şey en çok öğrenmen gereken şeydir."

"İlk günah Olan'ı sınırlamaktır. Yapma."

"Yaşamının her olayı ve bütün insanları sen onları oraya çektiğin için oradadırlar.Onlarla ne yapacağın sana kalmış bir şeydir."



Mutlu haftalar herkes!

Bu da şarkı:



27 Ocak 2017

0 Pardon Bayım!

Bayım büyük oynadınız
kulelerden düşmek nedir ki?
Everesti bilir misiniz?
Paraşütsüz atlamayı sevdiğimi düşünmediniz mi?

Sizce de çok sıkıcı olmadık mı?
Çok da umursuyor gibi?
Sesler mi dediniz hangisi?
Biz ne zaman aynı yerde durduk ki?

Bayım bakın bu ayna
Kendinize geliniz!
Size söyleyecekleri mi merak eder gibisiniz!

Ne bu afra tafra?
Beni kazıyınca hiç bir şey kalmadı
bakın gemilerin altında bulutlar da renkler de
şiirler benim
saçlarım benim
kokusunu siz çalamazsınız, sakın yeltenmeyin
Pahalı parfümlerin cakası geçmez,
Bunu da böyle bilin!

Bayım bakın bu sizin için çok hararetli
Uyarılarımı duymak istemezsiniz
Sözlerimi duymazdan gelirsiniz
Hepsine bir bahane de üretir misiniz?

Bayım bakın bu elleriniz
bu dudaklarınız bu da gözleriniz sizin

Bayım bakın bunlar ellerim
bu dudaklarım bu da gözlerim, alın sizin

Bayım bu gökyüzü, bu gece, bu mey
ve bu kalem hep eksilten beni
Siz de duyuyor musunuz?
Fısıldayan perileri?

aşk aşk aşk aşk bu....

Bayım, kabullenin aşk bu.



0 Eski Zamanlar da Gibi

Tüm derdim buydu bir eski zaman sevdası yaratmak...
Nolur git desem olmaz
Hiç gitme demeye hakkım yok
Konuşmak yasak
susmak yasak
bakmak yasak
yanyana olmak yasak
yazmak yasak
dokunmak yasak
hayaller yasak

Ben sadece sevmek istiyorum
O da mı yasak?