Pages

31 Aralık 2016

0 Blog ile geçen 5 koca Yıl

Aslında şu anda yazmak zorunda olduğum ödevimi bitirmem gerekirken, bu yazıyı yazmaya başladım aniden...

Üniversiteye yeni başladığım yıl hayatımda değişen çok şey vardı. Yalnızca ortam yüksek eğitim, yeni arkadaşlar vs değil...Olumlu çoğu zaman da olumsuz bir çok etmen hayatımdaydı.Hayatta en sevdiğim insanlardan birinin kaybı, yaşadığım sağlık sıkıntıları, 18-19 yaşında olmanın getirdiği ergenlik bunalımları ve pek tabii maceraları, aşık olduğumu zannetmem, ablamın evden ayrılıp giderek evlenmesi=)

Derken blogu açmamız, tam anlamıyla bir kavram kargaşasına düşülmesi...Ben kendime akademi haricinde moda üzerine bir kariyer planlamıştım.Profesyonel çekimlere de gittim, modellik de deneyimledim, amatör çekimler de yeni insanlar tanıyıp kafamı da dağıttım.Yazıdan bazen uzaklaştım zaman zaman sığlaştım ne istediğimi kim olduğumu bulamadığım günler de oldu.Bu blog hiç bir zaman bir moda blogu iddiası ya da hülyası taşıyarak kurulmadı ama ortamın popülerliği o dönem ki şahane tatlı moda blogerlarıyla vakit geçirmek, beni eğlenceli dünyalarına dahil etmeleri hem hayalim sandığım şeyleri deneyimlememi sağladı hem de ortaya bir kavram karmaşası çıkardı.Hala kafam da tasarımın içinde olduğu bir hayal var, bunu muhakkak gerçekleştireceğim, ama bu kesinlikle modellik ya da popüler moda blogerı-internet ünlüsü olmak değildi, değil ve olmayacak.Orası öylece yıllar önce zaten kapanmıştı.Blogu ayakta tutan benim yazma hevesim, kötü yazılarım, içimi dökme arzum ve paylaşma sevdamdı.

Ve daha pek çok şey...

Burası benim büyüme hikayem,insan olma maceram aslında...Bazen entelektüel açlıkla bezeli, çoğunlukla romantik hatta ağdalı bir üsluba sahip, zaman zaman neşeli, umutlu, ironik, tepkili ve hülyalı.Netice de hep hevesli...

Sanırım sırf bu yüzden açık tutuyorum ara ara uğrayıp içimi döküyorum.Ama dönüp bakınca şaşırtıcı bir biçimde kendimi anlatmaya çalışırken görünenin ötesini bir türlü yansıtamadığımı görüyorum...


Yeni yılda blog ile ilgili de yeni planlarım var.Bu belki hali hazırda iyi bir tıklanma oranı olan bir site ortaklığı ile olacak, belki de yine kendi zırvalıklarımın şahsi domaini:)

Yeni yıl en çok huzur getirsin, hepimize....






30 Aralık 2016

0 Fark Edince

Fark ettiğimiz de hislerimizi, olanı biteni doğruyu gerçeği saf bir yanılsama ile "rahatlama" rehavetine düşüveriyoruz."Şu şöyledir, bu böyledir." lafları netleşiyor.

"Sana aldığım hediyeleri, başkalarından alıyorum.
Sonra ardı arkası dinmeyen " Seni Seviyorum", "benimle yaşa", "şehre dön." "Benimle ol", "beni sev.", "ruhunu bölüş." ikilikleri geliyor.

İşte ben de o zaman anlıyorum.Her olumsuz cevap da birilerinin kalbinde ki camları ellerimle daha derine ittiğimi zannederken, kendimi yaralıyorum.İhtimalleri düşünüyorum...Seni yıllarca istemsizce beklediğimi fark ediyorum sonra.Senden hiç bir sevda tılsımı görmeden direnişlerimi hatırlıyorum...Sonra vaat ettiğin umut, ağzımı yakan o acı his, bileklerimi kemiren heyecan dalgası kalbimden tüm benliğime yayılan, ve yine gün sonun da tıpkı gün ağarırken olduğu gibi, seni düşünerek uykuya dalıyorum.Düşümde göremedikçe "hayır" cevaplarımın azabını 2'şer 3'er 5'er çekiyorum.

Ama güzel şeyler de oluyor.Fark ettiğimden beri vurulduğumu, tümcelerim " ben de başkasına sevdalıyım." diye sonlanıyor.

Sevda güzel şey.Sana dair bana dair, ona buna dair...Sevda yine de güzel şey."




28 Aralık 2016

0 "Verilmemiş Mektuplarım"



Bu aslında pratik bir durum: Nasıl? Aramızda olan durumu dolmuşa fazla yolcu alıp Bahçelievler de duran polisi görünce yolcularına “ hocam iki Dakka çökebilir miyiz acaba, polis var.” Diyen dolmuş şoförü abimiz ile polis abimizin arasında gerçeklenen “karşılıklı idare etmece” oyununa benzettim bugün.
İktidar-yani sen, itaatkar-yani ben- arasında ki sözleşmesi olmayan oyun da, ne sen tümüyle iktidarın hâkimisin(Burada hakim sözcüğünü tevriye sanatı ile kullanıyorum: hem İlahi olan boyutu hem de  doxik yanıyla) ne de ben tümüyle baş kaldırır konumdayım. ”MIŞ” gibi yapıyoruz. Değmemiş gibi.Olmamış gibi.Görünce sevdalı gibi.Ben değil aslında, sen yapıyorsun.İşte o zaman hem hislerim de bulduğum hem de olduğuna inandırıldığım muktedirden yoksun kalıyorum.Özgürleşmem gerekirdi değil mi?
Üzgünüm, ben sadece acı çekiyorum. Ama biliyorum, bu duygu durumu yalnızca seni göreceğim ana kadar sürer.Gördüğüm de bu kez, tüm bilimsel çıkarımlara karşıt olarak, net bir hissiyat içinde olacağım.





26 Aralık 2016

0 Üç ya da Beş

Öcülerden kaçalım önce
Seni kaçıracaklar
Tutalım yolları bulamasınlar
Sakla saklan sıkılma
Beni bekle olduğun yerde
Bir yıl geçsin sanki üç saniye
Tam üç defa ya da beş defa
Dönünce öperim gözlerini
Sinsi periler gibi
Seni buraya kim sakladı
Aklımda yoktu hiç biri
Sessizce oynardım ben oyunu
Yıllarca iki küçük el
Mırıl mırıl yalvarmış
“Tanrım, çok çok çok sevmeli olsun”
Hiç kimsesiz kalmış gibi
Derken çıktın karşıma
Sihirli bir atlas kumaştan
Hem de düşerek yıldızlardan
Bir de ılık esinti
Tüm mevsimler bir anda
Sen hem yakın hem uzak da
Yıllarca iki küçük el hep senin için
Sen seversin belki
Başka galaksiye uçarız gibi
Saklamış kendini.
Değince ruhuma sen de anladın,
Benim duam her masal da sendin...


Seni sevmek;  yanın da hep 5 yaşında hissetmek…Masum, mutlu, 21 Yüzyılın Leyla’sı olmak gibi...





25 Aralık 2016

0 İçimde ki Ben

Geçen yıl bir yeni yıl yazısı yazmıştım. Ne kadarını gerçekleştirdim bilmiyorum.

Bu yıl bir listem yok.Hayatın ne kadar kısa olduğunu deneyimleyecek bir süreçten geçtim diyelim.Sonra düşündüm.Henüz sevdalanmamış sevdiğim adamı öpmemiş yazmak istediğim romanı yazmamıştım. Sanırım ilk kez hiç bir şeyi umursamıyorum.Bu kadar zaman hep başkalarını düşünerek hareket ettim, kendime ne istediğimi sormayı bir türlü başaramadım.Sorduğumdaysa aldığım cevaplarla yüzleşecek cesaretim yoktu.Muhtemelen yine, başkalarını düşünerek hareket edeceğim, kendimi değiştiremem, fakat bu kez söyleyecek tek bir şeyim var kendime:

 Sadece mutlu ol!

Kimin yanında mutluysan, ne yaparken mutluysan orada ol.İnsan mutluyken fazla sorgulamamalı.


Sevdiğim bir filmi de önerelim : Çok uzun süre geçti üzerinden ama  "Age of Adaline" izlenmeye değer, sevdim!Tabi ki yine dönem kıyafetleri, şahane manzaralar ve iç içe geçmiş aşk kurgusu beni büyüledi...Spoiler vermeyi sevmiyorum biliyorsunuz!



Bu arada çocukluktan gelen karanlık bir rap müzik sevdam vardır.Evdekileri çıldırtana kadar dinlerdim... Şu sıra yine hortladı kendileri, bu da benden size gelsin çok güzel şarkıdır sözleri sağlamdır.



 Yılın son haftasında, Mutlu haftalar herkes....

22 Aralık 2016

0 Hediye

Geçtiği sokakları hediye ettiler önce sonra en sevdiği hikayelerin kahramanlarını
 şiir kitapları ardından gelen hikayeler
 en son pek değerli eşyalar
üzerine adı kazınmış nesneler!
Filmler plaklar
hep aynısına dönüşen şarkı odacıkları
içi dolu boş çay kahve bardakları
 utanılmasa tuvalet kağıdı hatta peçete hiç olmadı birkaç kağıt mendil dolu çekmece!
Ya da çorap bilemedin iç çamaşırı
O da ne bir bilet belki gelecek maçın konuğu!

Oh delilik geçti.

Kar vardı şimdi sessizliğe hapsediyor kar taneleri delileri!

Yeter yeter durdursunlar artık

Hayır hayır hayır saklasınlar ellerini!

Rahatlama hissi!
Anlık telaş geçti
1-2-3
Hayır hep 7'Si ellerini tuttuğum günün ertesi!

Ellerini hediye edemezler ya sana!
Sonra saçlarında ağzının kenarında boğazında boğacak gibi
Gözünün süsünde püsünde ellerini ...

Ellerini, ellerini  hediye etmesinler sana ellerini...



19 Aralık 2016

0 Aşkta Etik ve Estetik Sorumluluk

Aşkı yaşamak hem büyük bir belâ hem de büyük bir fırsattır. Aşk insana bir âfet gibi gelebilir. Gece yarısı yer sarsılmış, duvarlar, tavan üstümüze çökmüştür! Elbette yaşadığımız aşksa, salt hormonal bir fırtına, romantik gaflet, karşılığı olmayan kendimize özgü düşlerden oluşmuş bir fantezi yumağı, tuhaf bir "erotomani" değilse! Bu sözlerimin aşka bir hakaret, bir entelektüel yukarıdan bakış, insanı tanımaktan âciz, soyut, tepeden inme ölçütlerle ortaya konmuş bir "karikatür" olduğunun farkındayım. Yine de aşkın "bir ölçüde" denetlenebilir (elbette büyük bir ustalıkla!) bir yaşam enerjisi olduğuna inanırım. Bu enerjiyi harekete geçirebilecek olanaklar geliştiğinde, insanın yeni bir yaşantılar bütünlüğünde yaşama fırsatı ortaya çıkar. "Dünya dönüşür." Bu aşk denilen, kesinlikle kendimizin dışına çıkmamızı gerektiren (en azından balkonumuza!) paylaşmalarla yaşanan, bir algılamala, duygulama, düşünme, eylemde bulunma bütünlüğü, olanaklarımızı keşfe yol açar! Bir anlama, kavrama, duyma, kısacası bir olma oluş serüvenidir. Heideggerci bir terminoloji kullanırsak, varlığın bize kendini sunma biçimlerinden biridir, Heidegger böyle dememiş olsa da. Aşkla anlarız, biliriz, yaşarız, oluruz, oluşuruz. Bela olsa ne olur? Anlamak, başımıza bir yığın belalar açmaz mı? Aşkın sürüklediği bütünlük ( Gestalt !), bir travma anaforuna koyabilir bizi. Çaresizliği, ihaneti, vurdumduymazlığı, kabalığı, sığlığı yaşıyor olabiliriz. Tüm bunlar yaşadıklarımızdan devşirilmiş, sunulmuştur: İnsana, hayata dair işaretler taşır! İçimizde paylaşmaktan, paylaşamamaktan doğan olağanüstü bir yaşam enerjisi vardır. Dönüşüm ( Gestalt switch !) kapıdadır. Yoldadır. Dönüşümün yolda olmasıdır aşk. Aşık olup da yerinde sayanlara, daha "kötüye", daha "çirkine" gömülenlere duyurulur! Aşk enerjisi içimize "çökünce", ya da içimizde patlayınca aşkın sesi duyulur. (Ben böyle duyulduğunu düşünürüm aşkın sesinin! Sokrates'in Daymon'unun, cinin sesi gibi!) Üç buyruğunu önemli bulurum (En azından!): Aşk, âşıka şunları der:
1. İnsansın. Çaresizsin. Sınırlısın. Ölümlüsün. Çaresizliğini aşma olanaklarından biriyle karşı karşıyasın. Yaşama eşiğinde bulunduğun aşktır. Paylaşmayı deneyeceksin. Öğren. Yaşa. Antenlerini açık tut.
2.  Yaşayabiliyorsan, iki büyük sorumluluğun var aşkta. Aşkın sorumluluğudur. Bigâne kalanları yakar. İlki estetik sorumluluktur. Güzelleştirme sorumluluğu. Mâdem ki aşk, bir olanak, bir fırsat, bir tür tinsel ve tensel kayırmasıdır hayatın; bunun bedelini ödemelisin. Aşkın sana sunduklarına karşı borçlusun. Kime? İnsanlara. Hayata. Elbette sevgiline. Kendine. Nasıl güzelleştirilir aşk? Emekle, bilgiyle, estetik çabayla. Sonuçta bir yapıt, estetik bir yapıt çıkacaktır ortaya. Aşk denen insan yaratısı. Birlikte yarattığımız.
3. Aşk iki kişilik yalnızlık olamaz. Tüm insanlığa, insanlara karşı sorumludur. Sevgilide insanı severiz, insanlığı . Aşkın etik sorumluluğu aşk enerjisiyle insanlara vermemiz gerektiğini anımsatır bize. Aşk hem estetik hem etik ödevler verir bize: Sevgilini severek insanları sev. Kendi bencil dünyandan çık, duvarlarını yık. Birlikte dönüşümler yaşamayı öğren. Yarattığın aşk yapıtı, insnalığın estetik yaşantılar tarihinde yer alsın. İnsanların daha güzel, daha hakça bir dünyada yaşamaları için çaba göster. Çünkü aşıksın. Çünkü sorumlusun.
Çünkü borçlusun.Gönlünde aşk varsa,insanlara gönül borcun var.
Aşk kolay değil. Bir gün insanlar bu enerjiyi dönüştürmeyi öğrenecekler. Kendi içine kapalı topluluklarla sınırlı mistik bir yaşantı olmaktan çıkacak. Erotik görünümünü kazıyıp arkalarındaki insanı yakalamayı hiç değilse şimdikinden daha fazla insan öğrenecek.
Aslında kuşkularım çok. Yine insan, aşk adına bir yığın bayağılık yaşayacak. Uyanık romancılar, sanatçılar bu işten çok para, çok ün kazanacak. Olsun, yine de düşlerimize, umutlarımıza, beklentilerimize şimdilik karışan yok.
 Prof.Dr. Ahmet İnam 

http://phil.metu.edu.tr/ahmet-inam/askta.htm

Ağustos 2004, Foça.








16 Aralık 2016

0 Umut'lu Mektup

Canım,
Sana başka türlü hitap edesim gelmiyor.Biliyorum çok sıradan belki çok ağızda, yine de en sade en candan yolu bu sana seslenmenin.Biliyorsun adını anamam uluorta…
Seni görmeyeli yalnızca birkaç gün oldu, rağmen çok özlediğimi hissedince yazmalıyım dedim, belki oda özlemiştir söyleyemez dedim…
Biliyor musun bombalar düşüyor evlerimize, sokaklarımıza, çocukluğumuzun en sevilen dondurmacısının olduğu yollara.İnsanlar daha bir yalnız sanki çok da mutsuzlar.Hatta biliyorsun bir olay oldumuydu adetten oldu bir kara resim bir bayrak paylaşmak, paylaşmadın mı hedefsin, sevinmişsin farz edilirsin hiç olmadı duyarsız…Mümkün mü acımamak ruhun en derin yerinden.Yine de bu çözümsüzlük hissi kabul edebileceğim bir şey değil.Geçen yaz gittiğim kasabalarda ,çiçek toplamak, bahçeden mandalina aşırmak dışında, kahvehanelerde amcalarla limonata, çay, Türk kahvesi yudumladım ve biliyorsun hep aynısını duydum: barışa özlem….Memleketin en ücra köşesinden dillendirilen ve birleşiveren yedi bölgeden yükselen bir duaydı bu hangi tanrı’ya ya da Allah'a inandığı önemsiz olan hatta belki imansız ya da mezheplerden ırak…Safi Barış…Yok değil ölüm korkusu değil… Sevgiye özlem bence en çok bu…Sokak da insanların yüzlerinde gördüğüm, ürkek annelerin yorgun babaların, okulda koşturup duran gençliğin, plazalar da kaybolan yeni yetme yetişkinlerin, emekli Nazife teyzeyle kocası Hikmet amcanın korkusu hep bu…sevgisizlik…Çok sardı sarmaladı bir deli gömleği çıkılmaz gibi…Ama biliyorum ben, nereden biliyorsun deme, geçecek hepsi…Umudum hep var, hem bize hem memlekete dair...Zannederim sevdamızı sevda yapan da bu...Bir gün huzur tüm vatana hükmedecek insanların ilikleri ısınacak barışın güneşi ile...İşte o zaman ben de senin ellerinden tutup çıkacağım yola: Doğu'nun en nadide topraklarından Trakya'ya köklerimi bulmaya yazmaya yeltendiğim romanı bitirmeye içimde kaybolmayan çocuksu coşku ve insanlığa dair umutla...
Şükür sebebi en çok sevgiye olmalı böyle gözledikçe daha da iyi anlıyorum…Seni özlemeye mahkum olsam da sevgin hep ağır basınca, ölümlü bedenim yok olmadan, seni sevebildiğim için şükrediyorum…
Senin yanında her şey mümkünmüş gibi hissettiğim ana kadar…Hoşça ve benimle kal…

Özlem ve sevda ile
D.




10 Aralık 2016

0 "Paralel Evren'de Biz" -2

"Sana rüyalarımı hiç anlatmadım.Mücadeleden vazgeçtim.Yenilgi değil, sadece kabullendim.

Saat tam 5:45'de hayatımın en mutlu gününün en mutlu anının büyüsüne uzaktan bakıyor gibiydim.Orada duran ben değildim,Ayşe, Necla ya da bir başkasıydı.Sana Söylemek istediklerimi hiç söylemedim.Sonradan düşününce, sanırım söylemeyi de istemedim.Hiç korkmadım.
Adım yoktu benim.Sokağım yok.Evim yok.Bir ailem yok.Düşüm yok.O andan sonra hiç bir günün önemi yok.Ömrüm 1 gündü...
 Bana kızsan da olur, nolur yanımda dur.Uyandırmasınlar bugün."

Yazdıklarımı gizli gizli okuduğunu ayrımsadığımı bilse çok kızar.Söylemez, düşünür düşünür düşünür dedim ya en çok o bilir.Sararmış gazete sayfaları-açık seçik mecmua kadınları konuğu- ile kaplı küçük çizgisiz sayfalarla dolu defteri aldığım yere bırakmalıydım.Mütereddit idim, meşeden masanın üzerinde duran kitap yığınlarının altından mı almıştım, hemen yanında ki  geceden yarım kalmış kahvenin lekeleri Polonya porseleni fincandan damlayıp masaya iz bırakmış.Silsem mi? Yok, muhakkak ki fark eder.Dikkatlidir.Ayrıntılara delirir.Fincanın yamacında eski bir makas, ucunda kağıt kırpıntıları, kırpıntılar gri eski ipek halıya dökülmüş, çalışma masasının siyah koltuğuna kadar uzanmakta...Masanın solunda eski bir daktilo içinde eksik kalan bir yazı bir türlü bitmeyen etrafı aynı eskizlerle dolup taşan...Tam o anda bir kapı sesi, üzerini çıkarmakta kaşe kabanı ince hışırtılarla portmantoya asılır ayakları birazdan ayakkabılardan kurtulup içeri döner, elimde açık resimlerle dolu gazete kağıdına sarılmış defter...Alelade bırakıverdim kitapların ardına tam içeri girmeden evvel...Kapının ağzında durur eşiği geçecek gibi, şaşırmamış ama hoşnutsuz, tam da zamanıdır artık şimdi...Konuşacakken bir ses böler parodiyi, bir çocuk ağlar yakınlarda kesik kesik başı uzanır sesten tarafa, boynu açılır benden yana- sanki uzak bir ova bahçesinde sardunya, nergis ve gül-, hatırlarım defterin yerini, fincanın hemen altında ki mevki, ellerim bir yankesici çabukluğunda şipşak buluverir adresi...Dilerim az önce durduğu yeri görmezden gelmesini...

Akşam yemeğinin konusu bellidir tecahül-ü arifane bir karanlık daha son bulacak...Ardından çalan eski bir melodi, milim milim nakşedecek didarda ki gizi...





7 Aralık 2016

0 Hükümsüz.

Ne zaman vazgeçtim bilmiyorum
Oturduğun an mıydı yanıma
Ellerime bile değil değdiği an parmağın kıvrımlarına
Yüzümde
Dökülen bir umut
Aşk deme ben bilmem hadi unut
Var mısın yok musun bilmeden
Hep kaçarak en başa dönen
Ne zaman vazgeçtim bilmiyorum
Başka biriyle dönüşme ihtimali
Ya da sevmek mi diyeyim
Müphem değil sevgilim
Sen sus ben sana geleyim
Söylesem dinleyecek gibi
Bir bakar mısın derinimden
Haydi söyle çözdüklerini
Vazgeçir beni delilikten
Kal dersem kalır mıydın o gece
Gitmen gerekse de tutar mıydın ellerimden
Ya bıraksa mıydın her şeyi şöylece
"Sadece bir hayat bu bize deliren"
İlk değil son değil ne olduğu mühim değil
Yorgunum sahiden

Hadi ikiletme, kapat ışıkları tümden…