Pages

21 Ağustos 2016

0 Deniz Gri Olur Mu Hiç?





Bir ressamla tanıştım dün gece
Sergilerinden,en sevdiği şaraptan boyaların kokusundan bahis açtı.
Bir de anlattı
Kendini bildiğini sanan bilmezin biri,yağlıboyalı manzaralardan  en denizlisine gözünü kestirmiş sonra eklemiş:
"-Deniz gri mi olur mu hiç?!
-Benim denizler bazı bazı böyle oluyor sen takılma.
-Eh kaçaydı bu?
-Satmıyorum onu.
-Nasıl?
-Size diyorum satmayacağım.Deniz bu, gri de olur siyah da siz alışmışsınız dayatılana.dayatılmış zihnin dayalı döşeli hissiz evinde,benim bazı bazı grilenen denizim olmayıversin. Ezcümle, ne siz ona ne o size gelsin..."

Adam ne demiş yüzü nasıl kaskatı kızarmış inanırmısınız sormadım. Kolumun altında yağlıboya evimin yoluna, arnavut kaldırımlarını tırmanmaya koyuldum...

Deniz neden gri olmaz ki hiç?

Not: Şahit olmak zorunda kaldıklarımız, akıl sağlığımızı hepten eritmesin diye bir oyun oynuyorum kendimce. En sevdiğim şeyi, hikayelere sığınmayı, deniyorum. Siz de yapın mutlaka hikaye olmaz şiir olur ne bileyim bisiklete binin en sevdiğiniz dizileri filmleri izleyin, oyun oynamaktan keyif alıyorsanız oyun oynayın yüksek sesle sevdiğiniz tümceleri ete kemiğe büründürün, inanıyorsanız dua edin, yoga plates hangi sporu seviyorsanız daha çok vakit ayırın, kedileri sevin köpeklere su verin, çocuklarla zaman geçirin, kimsesizler yurtlarını dolaşın, el öpmeye gidin, annenizden kalan yemek takımı ile kendi pişirdiklerinizi servis edin, eskileri yad edin ve biraz hayal kurmayı deneyin...

Yoksa hepten kaybedeceğiz aklımızı...




0 Hesaplaşma


Gergin olmasını bekliyordum, böyle zamanlar da ağlayacakmış gibi gözleri aşağılara sürüklenir çenesi titreyen sesine yarenlik eder sözcükleri karşısında durulmayacak denli hızlı asılırdı kalbinize.Ayaz gibi işlerdi ilmek ilmek ciğer parenize...Gene yakacaktı hem kendini hem ötekini tümden bir zamansız sevda uğruna...


Fakat,bu kez durum başkaydı.






önce oturdu.Hava güneşliydi akşam güneşi ne yakar ne bunaltır can verir ete kemiğe.hemen en sevdiği pastadan istendi.Yanında muhakkak su.aa o da ne diyecek oldum ki çaylar geldi.nedendir bilinmez çay kaşıklarının sesine cırcır böcekleri muamelesi yapar-sevimsiz,istenmeyen,rahatsız edici-


Adam havadan sudan attı tuttu. Bir ara benden bile konu açtı,duymazdan geldim.


Kadın kendi sesinden ürker gibi:
"Her adımda uzaklaşmak, her bağda biraz daha kopmak bize yazılan buydu işte.Yokmuş gibi davranmak aradaki gergin iplere düğümler çentikler atıyor her çekiş de körlüğe teslimiyeti dileniyorduk.Olmuyrmuş gibi yaparsak varlığını görmezden gelir sonraları hakikati örtbas ederiz sandıydım.
Ben hep yanılırım.İnsanlar hususunda, hava hususunda, çiçek isimleri hususunda...


Bir erkeğe çiçek verilmeyeceğine kim inandırmış bizleri...gideyim diyorum şurada 100lerce yasemin dikeyim.büyür büyümez deste deste ellerinin altına kafasının yamacına nefesliğinin kokusuna sereyim...Sıkılmak hayat-ı ömrümde- ki bir de ruhi ömrüm vardır yalnız ona adanan- onun ahının yanında kati suretle gerçekleşmeyen bir efsaneye dönüşüyor.

Öyle bir anda aklıma gelmiş idi, yanında susmak ne denli ögürlüktür.sözcüksüz kimsesizlik nasıl da tamamlanıveriyor onunlayken bir bilsen...

Öyle bir anda söktü benliğim kodlarını, susmak ne karmaşık çığlık.Durmak yan yana işte tam da budur istediğim."



Adam inanamıyormuş gibi elinde çay bardağı parmaklarının kavruluşuna aldırmadan;
"Yahu ne anlatıyorsun böyle..."
diyecek oldu kadın ayaklandı sanki boşlukta nazarları, son olarak döktüklerini betimleyerek:


"Mazhar,  konuşacak şey kalmadı."



Dedi ve gitti...Oturduğum yerden göreceğim vaziyetten emin bir izleyici edasıyla Mazhar'a baktım: Adam beklenmedik bilinmezliğe yenilmiş, hazımsızlığını aylarca atamayacağı bir yenilgiyle ekşi bir midenin yüz ifadesini taşımakta idi.


O oturdukça boyalı pastanenin boyalı sandalyelerinde, ben de bekledim suskun suskun.Her bir dakika da renkler karıştı ahenksiz bir güreşe tutuştu..


O gün, bir adamın yalnızlığının, tek gecelik susamışlıklarını dindirmesiyle başlayacak kronolojisinde ayrılığın zehir evresinin başlangıcına şahit oldum.Ve yine o gün, bir adamın hiç var olmamış bir sevdanın ardından aylar sonra ağlayabileceğini,acının tüm beden de gezindikten sonra beyni ve kalbi tümden felç edeceğini anlayacaktım.

Sebebini bulmuştum sorumun ...
















o

13 Ağustos 2016

0 Böyle Olmaz



Yazdım yazdım sildim bugün aklımda  uçuşsun adın
Bugün ben hiç gülmek istemedim
Bugün ben hiç senle başlayan cümlelere düşmedim

Yıldızlar uçuşuyor gök bir dehliz
Herbiri yağıyor kuzeyden
Bugün ben yine senle güneşi koklamadım
Bugün ben yine nasibimi alamadım  gözlerinden

Kum mudur bu akan ellerimden
Yoksa sahi bilmez miydim her şey bu mevsimden
Bugün ben hiç bakmadım aklımın efkarından
Bugün ben hiç efsunlanmadım sözlerinden


Sonra gittin
olmaz böyle olmaz
Aşksız olmaz
Bugün ben  aklımdan kelepçeli 
Bugün ben vicdan-ı terk
olmaz böyle olmaz
Aşksız olmaz
Böyle olmaz senin hiçliğin başka faniye uymaz
Kıyas su götürmez.
 olmaz böyle olmaz...
Aşksız olmaz.








10 Ağustos 2016

0 That Sugar Film

Kilo vermek isteyen, sağlıklı beslenmeye karar veren, şekerin vücuda verdiği zararları merak eden 2014  Avustralya yapımı bu belgesele bir göz atsın derim.internette çeşitli sitelerde türkçe versiyonları da mevcut. Kesinlikle izlemenizi öneririm. İzledikten sonra bildiğimi sandığım şeylerin aslında çok daha büyük zararları ve negatif sonuçları olduğunu gördüm. Şekerden tiksinmek için sağlam bir sebep ve sağlıklı yaşam için şahane bir ilham kaynağı!


0 Kendime Notlar

Özellikle birine benzemeye çalışmak, yazı karakterinde büyük sıkıntı. "Mış"gibi yazmak filanca gibi ağdalı tümcelere bezemek ya da Nagihan Alçı gibi 1 kitap okuyup 1 yıl boyunca hep o kitap üzerinden işi götürmek.(ki bana sorarsanız bu çok daha ciddi bir meziyet! Vallahi benim aklım tutulur en sevdiğim kitap üzerine dahi 1 yıl boyunca yazıp duramam ciddi bir adanmışlık örneği!)

Politik eleştiriler, yada hocaların verdiği herhangi bir ödev diyelim, yazarken ilk eğilimim temiz olsun düz olsun onlar gibi olsun olmuş, istemeden. Netice de bu bana uymayan bir adet takım elbise ile düğüne gidip elbisenin kolları düdük gibi olduğundan mütevellit düğüne 4 kişi gelip altın takmayan Muhittin amca gibi heykel duruşuna geçmek demekti.(ki şuan itibariyle çeyrek 203.53 alış fiyatıyla düğünler de gram altına daha çok yer açın der gibi gibi!)

Eh ego bu ya durmaz şişede durduğu gibi(Mey'e atıf yapıp meyden bir haber olan blogerımsı?) ne edelim ilki ironi ikincisi romantizm üçüncüsü safsata derken eni konu ben gibi yazabiliyorum biraz, yani eleştirel gibi hem didaktik belki ironik ve romantik.Aman çok mu mesafeli çok mu ütopik adam sen de bu da benim kafam!


Demek ki neymiş, kendin gibi olmak şartmış beğenilmeyeceğini/kabul görmeyeceğini bile bile.Kendin gibi olmak da ne demek? bak gene kafam karıştı.

Sık sık kedi olsam nereye saklanırdım diye düşünüyorsun. Şuan itibariyle vazgeç beybisi ben sevilmeyi pek severim e alışkanlıklarıma da bağlıyımdır  ni edelim benim insan türü badimle diz dize geziniveririz böylece saklanmam da gerekmez.Bu arada herhalde etrafındaki kişiler arasında kimin kedisi olmak istemezdin diye sorsalar: Seluj'un derim(Selen kızma, çok titizsin beni sürekli yıkarsın, ayrıca kedileri bir tuhaf seviyorsun, senden ürküyoruz, mama olarak da cips ve şarap karaciğerim için iyi değil anla nolur yoksa çok tatlısın aslında.)
Tabi bazen badimden de sıkılabilirim o zaman da ağaca tırmanırım. Şimdilik planım bu ama kafam da büyük kediler ziyafeti vermek de var du bakalım ya Allah kerim.(İlişkilerin de tırmanacak ağacı olsa ya!)
Geçen Hürriyet gazetemsi şeyini almış annem. Pucca kızımız da orada yazıp çizermiş.Ben hiç alıp okumadım kitaplarını bok atmak gibi olmasın da zamanımı harcayamam.
Hah işte yazısını Gülse Birsel'in yamacında görünce gözüm değdi iki üç satırına.(Gülse'nin zekasından öperim son yazısı için tık tık.)Pucca haklısın be kızım ben de aynen öyle düşünüyorum derken buldum kendimi.Kıssadan hisse son yazısında demiş ki bu ablamız "kızlar, erkekler iyice gavatlaştı ıssız adam triplerini, evde film izleyelimcileri her şeyleri aştık yeni tehlikeli tür ilk günden bile evlenecem ama bak senle triplerine giren godoşlar.Aman diyim tikkat edin emi"

Demek ki neymiş dikkat gavat çıkabilirmiş. Ulan yıl olmuş 2016 hala evlenicem vaadiyle hatun düşürme peşindesiniz vallahi baydınız içimi çürüttünüz bi gidin Dünya niye dönüyor astrofizik nöro iktisat okuyun ikinci yeniciler dışında şair öğrenin espri kıstasınız da Cem Yılmaz'ın 23781268 yıl önceki videolarından aşırma olmasın.Ahkam kesmeye çalıştığınız o Woody Allen'ın "Midnigh in Paris"'i var ya hah işte onun dışında filmlerini izleyip bide İngmar Bergman filan tırtıklayın rezil olursunuz demedi demeyin. Globalleşme dedik amanın sınırlar kalktı full etkileşim dedik o zaman şunu da diyelim duymayanlara; devir ahkam kesme devri değil beybisi öğrenecek çok şey var ve sende pek cahilsin en az benim kadar! Hem cool takılıp dinlemek artık daha havalı ! Yalnız Teşvikiyeli ayakları yapma az biraz insan ol.Ha bi de şu yazıları her hafta okumayın okuyacaksanız da az biraz ara verin gözleriniz dinlensin.Zihin mi?Ay o da ne!





Demek ki neymiş azıcık susup dinlemeyi bilmek gerekmiş!


Sivrisineklerle asla mücadele etme, kazanamıyorsun!
Demek ki neymiş her muharebe yenmek için değil , savaş sanatını öğrenmek ve var saydıklarının eksikliğini görmek içinmiş.
Kendinle de etme. SADE.

Tanımadığın çocuklarla bol bol konuş. Onlar da unuttuğun şeyler var en basiti fütursuz hayal gücü ve yaratıcılık zımbırtısı.Hem kendi kendine konuştuğundan daha az delirmiş izlenimi verebilirsin.

Şu isimleri bir aklında tut ama artık!

Uykusuz'u her perşembe alamıyorsun hafta sonuna kalıyor."Çıkar çıkmaz alıcam" diye iddialaşma planlara uymak ile ilgili hala biraz sıkıntın var kabul et...Uyabildiğin programlar yaratmayı dene.

Elif Şafak romanlarından uzak tut kendini.

Tanımadığın insanlara tuhaf mailler atıyorsun iyice delirdin ama sen!


Özlediğin insanları daha çok gör.
Görmeyince beynin süblimleşiyor. Korkutuyorsun.

Cosmopolitan yazıları yazıyorsun bazen, blogosferin yazılımından kendimi intihar edesim geliyor.
imza: mağdur blog

Bu da benden sana gelsin:











8 Ağustos 2016

0 Nasıl Başlarsa



Gizli ilmim
Ruhum
Çok öZlemek değil hayatı paylaşamamak aklımı uçuran

Denizler de fersah fersah mavilikleri
Kırmızıya çevirmişsin

Bu kadar da deli midir
Gökyüzünü hepten yeşile
Ağaçları turuncuya
Toprağı maviye çalmışsın

Güneş sarı kalmış
Beni hatırlatırmış
Tenimin rengine değermiş ellerinin hakkı
Avuçlarında kırmızı mor yeşil ve mavi
Gülüşünü tutmak istiyorum
kiralamayı gözyaşlarını buluta
Elini tutmak lazımdır sakın kızma
 1 günümüz de böyle olsun
Koşar adım mor çimenlerden
Yeşil gökyüzüne uçan salıncağın iki kolu ellerin
Sevgilim ellerin ne çoktur böyle her yerde!
Bir tek benmişim yoksunu
"Sıkıştık kaldık burada" şikayetini duymayacak olsa kulaklarım
Bırakırım bizi bizim renklerimizin duyarsızlığında
Ama özleyeceksin
Ben nasıl böyle yüreğin en pişmaniyeli yerinden ah sen! Dileniyorsam bir heveslik


Gizli ilmim
Ruhum
Çok öZlemek değil hayatı paylaşamamak aklımı uçuran
Yetinmeyip birde renkleri sipsilik içiveren.

Derlerdi inanmazdım
Şu renkler diyorum çok bir orospu.
Suyumu çıktı siyah beyazın?









6 Ağustos 2016

0 Bir Kahve,Bir Söz, Bir Film



Woody Allen 1985 yılında, kendisinden sonraki pek çok filme ilham verecek “Kahire’nin Mor Gülü” filminde fantezi-ütopik unsurlardan bir dehliz açarken izleyiciye, 1930’lu yılların büyük buhranını, ABD’nin anti-komünist vurgusunu arka plan edinir.Hayatın ızdırap dolu yoksul patikalarından biraz olsun kurtulmak için kendini sinema salonlarına atan genç kadının izlediği filmin karakterlerinden biri, beyaz perdeden çıkıp gelir.Anti-realist ama romantik, iç içe geçen  filmin bitişi ile anlarız ki hayal ettiklerine ulaştığı halde hep daha fazlasını isteyen aç gözlü bünye, ızdıraplı çilekeş hayatına geri dönmek zorunda kalır.Hayal ile gerçekliğin iç içe geçtiği arzulanan Dünya’nın parçası olmanın hülyalarına dalıp uyanmakta zorlanılan bu tablo, 1986 yapımı bir Atıf Yılmaz filmi olan Ah Belinda filminin de müsebbibi olur.

1980'lerin politik arka planının zihinde tezahürü ile izlemek lazım bu filmi o zaman çok daha eğlenceli oluyor.Şimdi aklımda bir soru: şu son dönemin filmi çekilse ilhamı hangi filmden gelir ve ismi ne olur?
Yoksa biz çoktandır filmin içine sıkışıp kalmışlardan mıyız?Gerçeklik, hiç bukadar gerçeküstü olmamıştı gibi mi?




“Onlar sizin gibi değil.Siz güneşin doğduğu yerden geliyorsunuz, onlarsa güneşin battığı yerden.Siz hastaları iyileştiriyorsunuz, onlarsa sağlamları öldürüyorlar.Siz çıplak ve yalın ayak dolaşıyorsunuz.Sizin hiçbir şeye karşı açgözlülüğünüz yok.”


Eduardo Galeano



Ateş Anıları-I

 
Bu da Şarkı:
not: Çok özlemenin matematiğini yazalım mı?

0 Makyaj Yapmak ya da Yapmamak


İşte bütün mesele bu! Sevgili W. Shakespeare 21.yüzyılda yaşasaydı meşhur "to be or not to be" sözünü bu şekilde evire bilirdi.


Son bir kaç aydır Dünya starlarında bir makyajsız selfi akımıdır gidiyor.Vay efendim içinde ki güzelliği keşfet demeler, yok sen özgürsün ihtiyacın yok bıdı bıdıları.






Peki bu hale nasıl geldik?



2000'lerle birlikte kozmetik sektörü tüm Dünya'da kar marjını büyütmeye başladı.Aynı şirketin içinde onlarca farklı isim de kozmetik markaları türemeye başladı.Örneğin Loreal bünyesinde hem drugstore(ucuz makyaj mazemelerine verilen genel bir ad)ürünler hem de A plus olarak anılan ambalajları daha şıkırtılı ve fiyatları bol sıfırlı ürünleri barındırıyor.Hepsi aynı firmanın markası olmasına rağmen Maybelline,Loreal Paris, Lancome ayrı cirolar elde etmeye başladı. sosyal medyanın yükselişe geçişiyle runway Showlarda mankenlere uygulanan ürünleri modellerin kişisel sayfalarından hayranlarıyla buluşturmasına ve reklamın çok daha etkili ve hızlı bir biçimde kitlesine nüfuz etmesine şahit olduk. Tüm bu "reklam orgazmı" makyaj ile uzaktan yakından ilgisi olmayan çehreleri bile ele geçirmeye başladı...Bunda pek tabiii pahalı markaların bire bir muadili olabilecek ürünlerin piyasaya sunulması ve kendine "Youtuber" ismini veren ve büyük bir çoğunluğunun makyaj yapmanın M'sini bilmeyen ya da herhangi bir eğitimi olmayan ünlümsülerin de etkisi büyük.


Bu arada makyajında kendi içinde trendleri olduğunu ve büyük moda devleri ve makyaj firmaları/artistleri ile birlikte sisteme pompalandığını unutmayalım.

 Makyajın ilk izleri en ilkel ve yalın hali ile MÖ Mısır'a dayanıyor. Zira dönemin hiyerogliflerini şöyle bir incelediğiniz de hem eril hem dişil tasvirler de yoğun biçimde uygulanmış sürmeleri görebiliriz. Nitekim arkeologların yaptığı çalışmalar kral mezarlarında kutuların içinde kozmetikler bulunduğunu ortaya koyuyor. Arabistan'da olduğu gibi o dönemde de sürülen sürmelerin hem göze şifa verdiğine inanılıyordu hem de toz ve pisliklerden gözleri muhafaza ettiği varsayılıyordu.


Darnley stage 3.jpgZaman bu ya, işgaller, savaşlar kültürel çarpışmalara da sebep olmuş Doğu'nun gizemli havasını Batı'ya da taşımış böylelikle 16 yüzyılda hangi sınıftan olduğu önemli olmaksızın makyaj kullanıma açılıvermiş.Yine burada tiyatro, opera, bale gibi sahne sanatlarının ve kraliyet ailelerinin yeri mühim.Bakire Kraliçe olarak da bilinen Tudor hanedanından gelen İngiltere'nin eski kraliçelerinden I.Elizabeth'in yüzünü pudra ile bembeyaz bir hale büründürme merakı çokça bilinen bir gerçek olma özelliğini halen daha koruyor.(Ah Elizabethciğim işte bunlar hep kocasızlıktan:(  )Çiçek özleri ile yapılan ruj ve allıklar doğal yağlar ile yapılan güzellik kremleri bitkilerden üretilen allıklar ilerleyen bilimsel yöntemler ve keşifler ile kimyasal birleşimlerin içinde kendilerini evrimleştirip çeşitlendirdi.








Yani olay göründüğü gibi çok daha derine indi. Kadınların makyaj yapma dürtüsü psikologlar tarafından bireysel ödüllendirme sistemini tetikleyen ve bu yolla şahsı mutluluğa iten bir araç görevi gördüğü şeklinde özetleniyor.


Peki ya fazlası?


21. yüzyılı betimlemek  için tek bir kelime hakkınız olsa bu ne olurdu?
ben Tükeniş derdim muhtemelen.(Tabi bu yazıyı 1 saat sonra yazsaydım başka bir şey de diyebilirdim ya 1 hafta sonra? Hiç sormayın!)
Tükete tükete tükeniş.
Evet tam olarak bu.


Çocukluk hatırasıdır herkesin zihninde, anne dolabında ki birkaç ruj ve bir göz kalemi...


Tıpkı çenemin çapı gibi, bu işin de ucu bucağı kaçtı.
Hayatımıza nereden nasıl ne sebep ile dahil olduğunu bir türlü anlayamadığım koca popolu müthiş çirkin itici ve bir o kadar da ruh hastası Kim Kardashian makyajı bugün makyajsızlık akımının ana faili bence!
merak edenler için Kim'in makyajı:




Görüldüğü gibi boyutlandırmaya dayalı adeta bir heykeltıraş adanmışlığı ile maskeleşen bir yüzle karşı karşıyayız. Dışarı çıkmaya hazırlanan bir kadından çok, birazdan Haka Dansı yapmaya başlayacakmış gibi görünüyor!





Yahu ortası yok mu bunun? diyenleri duyar gibiyim!
E var tabi olmaz mı?Bir tutam kırmızı rujdan bir nefeslik misk kokusundan bir fırça rimelden kimseye zarar gelmez:)


gelmediği gibi aynanın karşısında geçirilen vakitler de sizin olur.



Vallahi ötesi delilik hem de sizin suretinize hiç benzemeyen bir delilik hali...
Deliliğin bile sen değil, çok acayip...

Ama öteki yandan da erkeklerin saçma şebelek yorumlarına snirlenmemek mümkün değil.Mesela  egzeması olan çok hassas bir cildim var dolayısıyla cildime makyaj malzemesi kullanmıyorum/kullanamıyorum.Çok soğuk ve çok sıcak havalar da yakınınızda ki erkeklerden " ehe yüzünde kırmızı bir şeyler vardı onlar çoğalmış"ya da " ya erkeklerin ciltleri kadınlardan daha güzel biz makyajsız sizden güzeliz" gibi gerzek cümleler duyabiliyorum.Her ay sizin hormonal değerleriniz zıpzıp zıplamıyor. İnsanın asabını bozmayın özetle biz size yüzünüze karşı ah canım kolların kız kolu gibi çatın da çok dar bir halt olmaz seninkinden diyor muyuz?

Bu da ibretlik:


5 Ağustos 2016

0 Bir Kahve Bir Şiir



"İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım.
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından.
 Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından.
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar.
 Şu aranıp duran korkak ellerimi tut.
 Bu evleri atla bu evleri de bunları da. Göğe bakalım."


Turgut UYAR





Bu da Şarkı: