Pages

21 Haziran 2016

0 Seni Ne Mutlu Eder?

Hayat amacın ne?Mesela şuan gözlerini kapattığında kendini nere de hayal ediyorsun?Kimsin aslında ve ne olmak istiyorsun?Harekete geçmek için neye ihtiyacın var?Kendini bulmak için neye dönüş melisin?Yoluna çıkanlara "bunlar bir işaret galiba" diye baksan ne değişir?

Saf Romantizm değil bu sözlerim dostlarım hayır.

Size bir hikayeden bahsedeceğim.Kendi yolunu bulan gözünü kapattığında  hayalini kurduğu insana dönüşen birinin hikayesinden.ve üstelik bilmelisiniz ki tümüyle de gerçek.Pek tabi yalnız bulanık usumda değil!


Mevlüt İzmir'de doğdu ve  ilk,orta,lise eğitimini tamamladı.Üniversite sınavında çok yüksek puanlar alamadı.Ailesinin maddi imkanları kısıtlıydı.Babası Rıza Bey acı bir çocukluk geçirmiş,köprü altlarında büyümüştü.Sonraları azmetmiş  çırak olarak girdiği fotoğrafçılık stüdyosundan kendi dükkanını açabilecek bir fotoğrafçıya dönüşmüştü.Bol bol vesikalık çekmiş boş durmamış pazarlar da her gün limon satıp ve evlatlarını büyütmüştü.Böyle emekçi ve didinen bir babanın evladı olan Mevlüt, bir an önce ailesine faydalı olma telaşı ile yanmış, Zabıt Katipliği sınavını girer girmez kazanmıştı.İzmir Adliyesinde çalışmaya başladığı ilk birkaç ay halinden memnun olsa da, durum zamanla rengini değiştirmişti.Olanca heybeti ve cübbeleri ile içeri giren Hakim,Savcı ve Avukatlar onda bir bulantı hissiyatı oluşturuyor, kendini iş çıkışları hukuk kitapları okurken buluyordu.Üniversite sınavlarına tekrar girdi.Hukuk fakültesiNİ kazandı.Şimdi bir Savcı adayı...

Hikayeyi dallanıp budaklandırıp uzun uzadıya anlatabilirim pekala.Fakat işin özü kaçmasın.Mevlüt gözlerini kapadığında kendini "Savcı Bey" olarak hayal etmiş, başta imkansızdan da öte görünen bu ihtimal, şimdiler de gerçeği olmuştu.Bir azim öyküsü bu beni derinden etkileyen.

Böyle dinleyiverince bu hikayeyi, paylaşmazsam olmaz dedim.Biliyorum sevgili okur hayat her zaman bazıları için adil sürmüyor.Hayal etme imkanı bile bulamıyor belki bir çoğumuz.Hep bahanelerin ardına saklı, AMA ile ördüğümüz cümleciklerle kendimizi inandırmaya, cesaretsiz adımlarımızı şanssızlığımızdan sebep sayarak dertlenmeye pek bir açığız.Kendimiz inansak dahi, etrafımızda inanacak insanları bulamamaktan ve demoralize olmaktan yakınıp durduğumuz, sorumluluğu bir türlü üstlenemediğimiz durumlar da ise patetetik bir hal alıyor her şey iyice.
çok uçtun demezseniz -ya da diyedebilirsiniz pek tabii- Alan Turing'in hikayesi de bizim için bir örnek.Dahi bir matematikçi olarak hem 2. Dünya Savaşının gidişatını etkileyen hem de Bilgisayar Biliminin kurucusu sayılan bu zaman ötesi adam her şeyin bir hayal ile başlayıp çok çalışma ve azimle somutlaşmasının örneklerinden biri.Yani çok uzağa da gitseniz burnunuzun dibine de baksanız sonuç hep aynı: hayal et, harekete geç ve çalış!

(Bu arada eğer hala "The Imitation Game" filmini izlemediyseniz ve Alan Turing'in hikayesini merak ediyorsanız 2014 yapımı bu filme bir şans verin.)


İşte böyle dostlarım...Bu hikayeciğin yanında geçen hafta yazılarımda ara ara bahis açtığım aramızda "gerilimli" bir ilişki olan Hocamdan bir mail aldım.Mailinin alt metni "sana sinir olsam da yazılarını beğenir gibiyim" olarak okundu ben tarafından. Her şeye rağmen mesudum. Evet.Hem bu hikaye hem gelen mail bana yaşam arzularımdan birini yeniden hatırlattı.Oda belki bir başka yazının konusu olur.Belki de gerçeklik evrenine düşene dek, sır kalır.Kim bilir!


Son olarak, hava sıcak lütfen duş alın.Kitap ya da dergi ama mutlaka bir şeyler okuyun.Türkçeyi Sörvayvırcılar gibi 15 kelime ile konuşmayın.Burası ada değil kokonat yok evet.Bakın lütfen diyorum.Film mi e önerdik ya canım izlediyseniz de bir daha izleyin ne yapalım!



Bu şarkıyı da dinleyin.çok güzel çünkü.
Hadi Eyvallah!




Not:Blog ikinci bir emire kadar kapanmayacak.Dokunulmamış yaşam alanlarımızdan geriye ne kadar az alan kaldı dimi?




12 Haziran 2016

0 Ne Zaman?

Keyifli bir gece vakti yine kafam çok dolu.Bugün çok kalabalık bir masaya yarenlik ettim.Yalnız görevim figüranlık suretiyle sevimlilik yapmaktı, biraz dert dinlemek, bir parça da olmayan eksik aklımı bölüşmek...Yanında içersen çay yersen pasta da vardı.


Mesela ben bugün dedim ki kendi kendime hayat mutlu olmaya çalışmaktan ibaret belki.mi bilmiyorum yani.

Sonra mesela bugün bu blog artık kapanmalı diye düşündüm.Ne yazıyordum yani günce mi şiir mi rezil hikayeler mi...

Bilemiyorum.

Mesela bugün düşündüm bir insanı çok severken birden ne oluyor da sevmediğimize karar veriyoruz, arkasından kulisler döndürüp yabancı ilan ediyoruz...Çok mu lazımdı acaba...Hakikaten bilemiyorum.

Hep bir  ranking hali belki.öf bunu da buraya ingilizce yazdım şimdi.Ama HAKİKATEN şimdi bu saatte ki saat 02:09,tam manasını döndüremedim işte.

Çok düz durmaya çalışmak da yorucu be.

Sonra bide aklıma geldi iki ismi olanların hep iki zıt karakter barındırdığını düşünmüşümdür.Yine öyle hissettim.Mesela dışarıdan çok anlaşılmasa da baya muhafazakar biriyim.Ama öteki yandan içimde müthiş bir hayat merakı olan maceraperest biri var.güvenli alanlarda dolaştığımı sanıyorum.Ama dolaşamıyorum ki şuan böyle hissediyorum.Yani güvensiz dolaşıp dağılıp toparlanmak yaşadığını hissetmenin tadı daha mı baskın olmalı.Ah işte yine bilemiyorum.Ben zaten hiç bir şeyi bilemiyorum.

Yani öyle işte.Nasıl anlarsan.

Yazamıyorum zaten artık.Hikayelerden de sıkıldım.Hep aynı sadece yazdıklarım değil gördüklerimde.Fanuslardayız ya hani vallahi çok sığ be leş.





Not:Bugün oruç tutanlar için bekletilen ikramlıkları ,löp löp kocibik tombik göbüklerinize gömdüğünüzü gördüm sevgili Bilkentin Beyaz Türk amcaları.bari tepsiyi bırakaydınız da insancıklar sebeplenseyd, peh