Pages

27 Aralık 2015

4 Olasılıklar...

Yeni birine dönüştükten sonra mı-dönüşebilme ihtimali var mı ki peki bu bir yanılsama mı- yoksa o çok mühim nefesimizi tuttuğumuz anlarda mı aklımızdan geçiyor tüm bu olasılıklı tümceler...

Mutluluk hayaller hüzün kaybettiklerimiz kazançlarımız başarısızlıklarımız insan olabildiğimiz anlar kendimizi aradığımız yollar bizi biz yapan her şey ve bizi bizden eden her an olasılıklar evreninin 365 gün 6 saat artımlı kısmının  sonuna getirdi bir kez daha.





kafamın çok karışık olduğu bir yazı daha böyle yazılıyor işte bu gece. yazdığımız kötü hikayeler, bir gün daha büyüleyici daha parlak olabilir ama aslolan sahici olduğunda ki sihir ve parmak uçlarınızdaki anlık uyuşma hissi.

"Çok sev çok dua et çok çalış en çok kendin ol
en az kendisini sevmeyenlere kız
enlerini kendin yarat
her günün -en- olsun
daha çok yardım et paylaş
daha çok gülümse 
daha çok deme her şeyde de
az da çoktur
uzaktan bakmayı dene"


Permütasyon ve kombinasyon hesaplarına girmeden hayatı yaşamak!
Muhtemel olmayanlara cesaret edebilmek!
ve her birinin sorumluluğunu almak!
Rutini kırmak!
daha çok gülmek!
Daha çok mutlu etmek!
2016'nın yeni kodları olsun!



Her zaman kitap insanıydım oysa ki...
Bu yazıyı bana yıllar önce izleyip çok sevdiğim Ferzan Özpetek'in  "Karşı Pencere" filminde çalan şarkı yazdırdı sanırım(!)
Her şeyin ortaya çıktığını düşündüğünüz o an şarkı girer fondan, sonradan ayrımsarsınız tüm anladıklarınız koca bir yanılsamadan ibaret belki eksik parça parça ve bütünlenmeye hasret ışığını bulacağı kilit atomcuğa odaklanmış...
Her zaman ki gibi şarkı yazının sonuna eklendi.

ps: izlemeyenler koşarak filmi izlemeye gitsinler!



çokça ilham aldım 2015'de ...
Bütün yol gösterici akıl hocalarıma, hayatımda ki tüm ilham ışıklarına, dünden bugüne küçük hikayelerimi sevenlere, onlardan nefret edenlere, fazla romantik ve acemi bulanlara, eğer varsa yeteneğimi(?) işlenmemiş kabul edenlere ama yine de okumaya değer bulan herkese teşekkür ederim...




 Favori şarkılarımdan biri sizin için geliyor:



                                                        

Herkese şahane bir hafta diliyorum!2015'in son pazartesi sabahına bu buğulu şarkılar kadar masalsı ve aşk dolu uyanın!

Hepinizi kocaman sevdiğimi bildiğinizi biliyorum!


24 Aralık 2015

2 Haftanın Kitap Önerileri

Herkese Selam!

Umarım haftanız güzel geçiyordur.
Benim haftam çokça uyuşuk yorgun ve asalak geçiyor.Uzun yazılarımı bir süre daha ertelemek durumundayım çünkü ben böyle uyuşuk kedi kıvamında, ev botum, sünmüş kırmızı kazağım ve çirkinlikte çığır açmış adeta cennet mahallesinde ki hanım ablaların şalvarından hallice olan polar pijamamla(!) gözlerim şiş şiş  gezerken işlerim hep yarım kalıyor(du).

Geçmiş zaman eki ekledim çünkü yeni düzenlemelere gitmeye karar verdim.Şimdilik yeni kurallarımla aram iyi görünüyor.Bir ara sizlerle de paylaşacağım çünkü bu hepimizde var olan " çok meşgulüm! yetişemiyorum!" stresini azaltmanın yollarını bir şekilde bulmamız gerekiyor.Sanki o zaman aslında çok da meşgul olmadığımızı sadece zamanı yeterince iyi kullanamadığımızı fark edeceğiz(!) Yani umarım öyledir...

 Haftanın son gününe bir kala, son günlerin biten kitaplarını kütüphane raflarına yollamadan önce sizlerle paylaşmak istedim.








İlki İletişim Yayınlarından Atilla Eralp'in derlemesiyle bizlere ulaşan Devlet ve Ötesi 288 sayfa.Adında anlaşılacağı üzere Uluslarası İlişkiler normlarına giriş niteliğinde olan bir yapıt.
 çok değerli akademisyenlerin bu alanda hiç bir bilgisi olmayan bireylere bile kolayca ufuk açacağı bir eser olması ve farklı bakış açılarının bir arada bulunuyor oluşu ile kesinlikle okunası.
Özellikle üniversite sınavına gireceklere, Siyaset Bilimi ve Uluslarası ilişkiler Uluslarası Para politikaları ve Ekonomi-Politik alanlarına ilgi duyanlara şiddetle tavsiye ediyorum.
D&R ' da bulmak zor, Dost Kitap evlerinde bulabilirsiniz.




İkinci Kitap ünlü ABD'li yazar Paul Auster'in, çok da bilinmeyen ufak bir hikaye kitabı.
Kitapta birbirinden farklı hikayelerin ortak noktası tesadüflerin yaşamımızda ki yeri
ama yine de bu minik hikayeleri sevmemin asıl sebebi her birinin yazarın kendisinin ya da yakınlarının gerçek hayat hikayelerinden oluşuyor olması.
Can Yayınlarından çıkan kitap 78 sayfa.


Son olarak bir dönem oldukça popüler olan Marquez'in Kırmızı Pazartesi kitabı yine Can Yayınlarından bizlere ulaşıyor ve yalnızca 107 sayfacık.
Oldukça ilgi çekici bir eser olduğunu belirtmeme gerek var mı bilmiyorum.Ürkütücü bir cinayetle başlayan kitabın satır aralarını okumaya başardığınızda çok farklı ayrıntılarla yazarın eşsiz üslubuna eşlik ediyor olacaksınız.



En üstte gözünüze çarpan minnak ajanda ise kendime 2016 hediyem=)
Yılın her gününü eski Yunan ve Roma takvimi ile birlikte kısacık  mitolojilerle açıklıyor.
Meraklılarına duyurulurrrrrrr!!!




Yazının başında bahsettiğim durumlara gönderme yapan bir alıntıyı tatlı ajandadan alıntılıyorum buraya:
"Kimsenin işi gücü yok, ama herkeste bir işte...
işsiz güçsüz kimse yok.
Dağı,önce yeryüzüne mıh yaptı da sonra
yerin yüzünü deniz sularıyla yıkadı.
Yeryüzü öküzün üstüne yerleşti...
Öküz balığın,balık da havanın üstünde!
Hava ne üstünde?
Şu halde her şey bir hiçten ibaret...
Bu kıvranmalar, bu didinmeler ancak bir hiç!"

Mantıku't Tayr





Bir de bu aralar çokça dinlediğim bir şarkıyı ekler kaçarım!Müziğine hastayım!
The Divine Comedy'den geliyor:







Hepinizi Kocaman Seviyorum!

22 Aralık 2015

0 İlişkiniz Ne kadar Gerçek?(!)

İyi geceler Blogosferin güzel insanları...

Ankara havası donduruculuktan ayaza ayazdan sise güneşsiz sabahlara dönüşmüş durumdayken bende ki duygu yoğunluğuda taşma eğiliminde...

Uyarıyorum bu yazı oldukça samimi olacak...

Başlık tümüyle açıklayıcı aslında konumuz kadın erkek ilişkileri...

Yaşın ilerlemesi ile birlikte herkesin kafasında "doğru insanı asla bulamayacak mıyım acaba" sorusu yükselir.

Doğru insan kimdir kime denir?
ruh eşi var mıdır yoksa safsata mıdır?
Mantık ilşkisi mi saplantılı bağlılık mı yoksa saf aşk mı
hangisi mümkün?

Yoksa hiç biri mümkün değil mi?

bir dakika baştan alıyorum...

yaş 18. gözler daha açılmamış aşk sandığım bir adama feci tutuldum.şuan görünüp kaybolan imlece bakıyorum çünkü bir anlığına o günlere gittim...

Gerçekleri bilmemek bazen sahiden de daha iyiymiş dedirten bir adama aşık olduğumu sandım.
çok acı çektim benliğimden çıktım.47 kiloya kadar düştüm(ahhah şuan 50 kiloyum çok da bir şey değişmemiş=) aldatıldım kandım düştüm.tam olarak DÜŞTÜM. okadar çok dayak yedim ki kendimi kaldırmaya zorladığım da bambaşka biriydim...bunları yazarken hala gözlerim doluyor Çünkü aşk kadar özel bambaşka bir duyguyu bu kadar acıyla yoksunlukla hatta sevilmemişlik hissi ile anlatmak aşkın karanlık tarafının ağır basmasından...

Hayatta tabi ki çok daha büyük acılar var ama biten ilişkilerin ardından da yas tutma sürecine girdiğimiz bilinen bir gerçek...

yapı gereği her türlü duyguyu yoğun yaşıyorum ama her zaman mantıklı tarafımda tam uçurumun kenarından yuvarlanacakken parmağımın ucundan da olsa yakalıyor beni...

Her neyse...O dönem güzel birkaç arkadaşlık edindim iyileşmeye başlamamda büyük etkileri var ve hepsi eğer bugün burayı okuyorlarsa kendilerini çok iyi biliyorlar...

yıllarca hayatımı kimseyi alamadım görüştüğüm beni tanımak isteyenlere fırsat verdiğim zamanlar oldu ama bunlar da çok başarısız denemeler olarak sonuçlandı...

İnsanın 18 in de aşkı sindiriş biçimi ile 20 lerde ki hali çok daha başka oluyormuş bunu anladım...

Aradan 2 yıl geçtikten sonra hayatıma yine kendimden oldukça farklı bir karakterde biri girdi.Güvensizliğimi kırılmışlığımı dindireceğine söz vererek yaşadığım her şeyi bilerek üstüme sinen tüm yalnızlığı kırgınlığı hüzünü silmeye söz vererek geldi...

Ama oda keşke gelmeseydi dedirtti.Yanlış seçimler yaptığımı kabul ediyorum.Netice de bunu kabul etmek görmek ve ona göre hayatınıza yeniden bakmak gerek.

Aşık olduğumu sandığım adamın peşinden gitmeyi denediğim de " seni sevmeyen bir adama kapılmamalısın " dedi tecrübelerim.

Beni sevdiğine inandırmak için Yıllarca yamacımdan ayrılmayan biri ise"  Sırf biri seni sevdiğini söylüyor diye bir ilişkiye başlama " diye öğretmiş oldu...

Yeni yıldan ne bekliyorsun diye sordu bir arkadaşım geçen gün...İlişkiler namına sormuştu bunu çünkü üst üste hayal kırıklığı ve yarı yolda bırakılmışlık ile sonlanan "bir takım tuhaflıklar" yaşanmıştı.

Şu noktada artık ne beklediğimi gerçekten bilmiyorum.İlişkilere -en azından kendi adıma- inanmıyorum...Çıkarların olduğu kadının süs bitkisi olarak algılandığı sadakatsizliğin baş element haline geldiği saygısız ve güvensiz ilişkiler bana bunu öğretti.

Karamsar değilim. Sadece ne yazık ki artık "aşk" olgusunun naifliğini algılayamaycak- ve korkarım ki- yaşayamaycak bir boyuta ve farkındalığa eriştim.İşte buda her şeyi gerçeklikten çıkarıp mantığa dönüştürüyor evliliği bile "çocuk yapmak istersem evlenirim" boyutuna taşıyor...

sonuna kadar okur musunuz bu yazıyı bilmiyorum...Ama böyle hisseden sadece ben olamam...

Çok şikayet ettiğim sosyal medyanın hayatımıza girişi herkesin fazlasıyla ulaşılır ve kolay oluşu flörtleşmenin sınırının olmadığı bir düzen haline geldi..Sadakati aşkı kaybediyoruz insanlığımıızı kaybediyoruz.

Sadece işine gücüne odaklı yaşamdan zevk almayı bilmeyen kazandığı parayı harcayamayacak kadar yoğun insanlar yumağı...

Üzgünüm ilişkileriniz sahte!

Üzgünüm artık verilen bir demet papatya kadar pürü pak bir sayfa yok önümüzde...
başkalarının kalıntılarını izlerini silmeye çalışacağınız belki de ömür boyu mücadele etmek zorunda kaldığınız yabancılarla merhaba diyeceksiniz yeni doğan günün rengine...Ve belki de o yabancı adam/kadın ayna da gördüğünüz aksiniz olacak...

Vazgeçtim.Bugün karamsarım.Hergün mutlu olamaıyorum.Olmak zorunda da değilim galiba!

Aşk Bir yerlerde birileri için mümkün..

Aşkı yakalamışlar sarılsınlar tüm ilmeklerine... Olmuyorsa da bıraksınlar okyanusun en dibine...








16 Aralık 2015

0 ÇOK SEVİYORUM SENİ

Çok seviyorum seni

Sırf sende seviyorsun diye değil

Belki de sevmiyorsundur kim bilir

Sevebilmende ki olasılık

Yeterli geliyor nede olsa

Sana bakınca benim kafa hep alık

Shakespeare sever miydin

Nerede kaldı Süreyya

Bundan böyledir artık

Cümleler 3 kelime

Anlam ziyadesiyle yavan

Çok seviyorum ama diye başlar

Bencilliğim kadar sevemem diye anlamlanır.

Sağdan okursan beni

Kalbi göremezsin kaçırdığın sendeki

Bütünlüğün anlamıdır sol yanımda ki izi.

Bu gece de yazdım böyle

Nasılsa erişemezsin bendeki sihre

E ozaman kal sende

Hep böyle kimsesizce.

En içten dualar

En makbul olanıdır balım

En yalın hal  
                                   
En gerçek ben demek


Süslü sözlere ne hacet!

Yine yazdım sana

Sen gene kayıp

Bundan böyle arama

yoktur sana vefalık!





#coconungeceyarisimirildanmalari






2 UKALA DÜMBELEKLERİ





Selam!

Ankara da hava buz resmen donuyoruz...Pamuk gibi bir kar bekliyoruz buralara...

Çok hızlı bir post yapıp hemen işlerime dönmek zorundayım.Halbuki yazmak istediğim çok şey var!boşluk anımda her birini paylaşacağım elbette.

yazımın başlığından anladığınız üzere bugünün konusu Ukala sinir bozucu insanlar...

İlkokul yıllarında çok çok sevdiğim bir kız arkadaşım vardı.iyi bir aileden geliyordu ama mütevazi ve tatlı bir insandı.kendisinin mütevaziliğine karşın annesinin kimseyi beğenmez bir tavrı vardı nitekim benden de hoşlanmazdı.Çok sonra öğrendim ki -altıncı hisler yanılmıyor- benden gerçektende haz etmiyormuş...

Yıllar sonra, lise sondayken bir güm arkadaşımın evine gittiğim de tam evden çıkacakken annesinin gelmesiyle bir müddet daha oturmak durumunda kaldım.Arkadaşım odasına gittiğinde ise annesi bir anda 

"ne okuyacaksın"
"ne olacaksın"
"matematiğin iyi mi"
"trigonometriden anlıyor musun?"

gibi sorular sormaya başladı.İlgili olması beni çok mutlu etti ve söylediklerine cevap vermeye başladım.Sonra durup

"sen bu saydığın mesleklerin ne yaptığını bile bilmiyorsundur.Ne istediğinde belli değil.Benim kızım Hukukçu olacak!"dedi

hiç bir zaman hazır cevap biri olamadığım için bu sözcükleri duyduğumda tepkisiz kalmayı tercih ettim.
Ama o gün ne kadar üzüldüğümü çok iyi hatırlıyorum.

Hayatımızın her anında iş de okul da belki kendi ailemizin için de bile ukala, yargılayıcı, alaycı tümcelerle karşılaşıyoruz...

Hatalı olan bu sözleri sarf edenler değil, aksine söylenen sözlere kanıp yolundan sapanlar da...

İnsanlar her zaman bir şeyler söyleyecek..Bazen yolunuzdan da alıkoyacaklar buna izin vermemek lazım.

Kişilerin ne dediklerinden çok kendi yapmak istediklerime odaklandığımdan beri daha mutlu bir insan haline geldim.

Bırakın konuşsunlar!

Duymayın!
Dinlemeyin!
Önemsemeyin!
Vızıldayıp giderler!


Tam ders çalışmalık süper bir şarkı daha ekliyorum!Umarım seversiniz=)




Haftanın tam ortasında hepinize benden kocaman bir çilekli pasta gelsin!
Hepinizi kocaman seviyorum!






11 Aralık 2015

0 İMDAAAAAAAAAT!YETİŞEMİYORUM!!!!



Son bir kaç haftadır  tırmanışta olan iç sesimin isyan bayrağı bu hafta iyice yükselmiş bulunuyor.Öyle ki artık sinir bozukluğundan bilgisayar başında raporun karşısında kendi kendime gülmeye başlamışım...
Yoğunluğun içinde yapmam gereken işlere odaklı olduğum halde işlerim istediğim sürede ASLA yetişmiyor!

İnanılmaz bir dağınıklık içerisindeyim...Dolabım masam odam asıl önemlisi kafam dağınık kafam!!!

Hah işte belki de tüm bu toparlayamayışın sebebi bu kafamda kurulu olan sosyete pazarından kaynaklıdır...

Dışarıda harika kadınlar görüyorum.işe gidiyorlar çocuklarını okuldan alıyorlar akşamları harika sofralar kurarken sevdiklere adama yorgun olduklarını bir gram hissettirmeden seksi kalabiliyorlar..dahası kankalarına zaman ayırıp gönüllerince coşup eğleniyor hunharca spor yapıp alışverişte ki indirimleri kovalıyorlar!

Ben?

şu ara hiç bir şeyi doğru düzgün yapamıyorum.
Aslında zaman zaman hepimiz bu hisse kapılıyoruz...

"yapamayacak mıyım acaba"

"belki de yanlış bölüm de okuyorum"

"yanlış işi mi seçtim acaba sektör mü değiştirsem"

"ilişkimde mutsuz muyum"


Asıl önemlisi ben kimim nereye gidiyorum...

Çok yorgunum bu hafta.En çok da kendimi anlatamayıştan...

Belki de yukarıda bahsettiğim kadınlardan olmak zorunda da değilizdir?!




Neyse artık böyle tuhaf yazıya tuhaf da bir şarkı iliştireyim bari....Bu sefer ki absürt melodi çok sevdiğim birinin hediye ettiği bir albümden geliyor...sevecek misiniz bakalım...







hepinizi kocaman seviyorum



30 Kasım 2015

0 MUTLULUK İÇİN DÜŞÜNMEK






Mutluluk için mutlu etmeli insan!


Şimdi sıra bende.Şuraya  bir link koyuyorum(tık).tıklıyorsunuz ve fonda çalmaya başlıyor.

Tamam mı?

Şarkı başladığına göre devam edebiliriz...

Birkaç saniyeliğine gözlerinizi kapatın ve çocukluğunuzda ki en mutlu anlardan birine sürüklenin.

Neredesiniz?

Kalabalık bir bayram sohbeti mi?Belki tüm kuzenler toplanmış oyunlar oynuyorsunuz...Kim bilir ilk aşkınızdan masumane bir öpücük koparmışsınızdır...Babanız ile ilk gittiğiniz Tiyatrodasınız....Belki annenizin yaptığı en sevdiğiniz tatlıya yumuldunuz...


Ben anneannem ile mahallenin tüm komşularının toplandığı bir akşam çayındayım... 1980'li yıllardan kalma tüplü televizyondan TRT'de ki sanatçıların sesi yankılanıyor...Sofrada ki çiçekli muşamba masa örtüsünün üzerinde en sevdiğim  mis gibi haşhaşlı çörekler var. Üst komşu canım Amasyalı Kafiye teyzem en çok da ben yiyeyim diye benim için yapmış...Bahar gelmiş, bir hırka bile fazla sırtımıza... çöreğin yanına bir çay yeter olsa olsa en fazla bir dilim de domates ister...



Bir de bunu okuyun olur mu?...Ne güzel Yazmış Asaf...





















27 Kasım 2015

4 UMUT ÇOK YAKIN




 27 Ekim gecesi 1:50 suları, yer Ankara...


Ardı ardına gelen silah sesleri.. 45 dakika boyunca susmayan, bazen yakınlaşıp bazen kaybolan sesler...



Kalktım yatağımdan...Ağlıyorum...Yitirdiklerimize, geldiğimiz şu hale, bize ağlıyorum kaybettiğimiz insanlığa...Zihnime Gezi olaylarında yerde sürüklenen gençler geliyor, başından vurulan günahsız masumlar...Bir değil, iki değil hangi birinin adını yazsam gücenir kalanı...Melek oldular diyorum avunuyorum...



Ardından Soma geliyor aklıma aklıma..."Ayakkabılarımı çıkarayım sedye kirlenmesin" diyen Maden işçisi dimağım da...Bir sedye örtüsü kadar değerli hissetiremeyişimize yanıyorum...Yitip giden canlar mı? Gerekli kanunlar ve denetimler gelmedikçe, biz insanı en büyük servet olarak görmedikçe kaybettiğimiz o kadar can son olmayacak biliyorum...



Silah sesleri yoğunlaştıkça kalbimin gürültüsü Ankara'da -evimiz de- vuku bulan  terör saldırısını hayalime getiriyor...Ne kadar çok acı...




Silah sesleri kesildi...yatağıma geri dönmedim...Uyumak mümküniyet sınırların da değildi, bu yazıyı yazıyorum...



Hepimizin böyle hissettiğini biliyorum.Acıları yarıştırmak olur mu? Olmazdı.Olmamalıydı...Her bir acı bir diğerine müsavi idi...



.....





Sabaha karşı ezilmiş. sıkışıp kalmış bir hüzün ve umutsuzlukla yazdım üstteki satırları...

Okula gittim.Ders dinler gibi yaptım robotlaşmış bir şuursuzlukla...Bilinç kapalı, donuk, saydamlık tezahür etmiş her duyguya.Umutsuzluğa çeyrek kala...



Soğuk gri Ankara'm da 2 çocukla karşılaşmak uyandırdı hücrelerimi ve inandım yine masumluğa...



Biri hasta gibi sanki mavileri sararmış yüzünde boncuk boncuk bakıyor nefesi güç alıyor...Eğildi yere , sanki kalkamayacak...Orta yaşlarda bir anne koştu kaldırdı...Öğrendik ki şeker hastasıymış uzun süre yememiş, içmemiş, eve gidecekmiş...



Bir şeyler yedirdik, su içirdik...-dik eki kullanıyorum lakin, aslında her şey o annenin kanatları altında zuhur etti...Öyle sevdi, öyle sarıp sarmaladı, öyle bir şefkatle baktı ki çocuğun mavilikleri solmuş gözlerine..."Sen git kızım ben eve kadar götürürüm bu çocuğu" dedi.

"peki" dedim...




Yolum eve varmaya pek yakınken, bu kez yolumdan minik bir köpek döndürdü.O an fark ettim ki yavru köpeğin sevimliliği ile günü bölünen benden önce,ruhu mücerred bir çocuk(!) hemen yanında genişçe çuval geçirilmiş bir el arabası...Mesaisi uzun sokaklar da, soğuk Ankara'da yolu yine ekmek parası...




Çocuk mu ki bu bilmem...Elleri nasıl öyle simsiyah ve soğuktan çatırdamış!Yalnız elleri mi ki çatırdayan!

Ona olan ilgimin hayretinde ki  minnettar gülüşü...





Köpekle oynadık bir süre, çantamda ki çikolatayı paylaştık .Gülümsedi bir kez daha...Çocuk olmayı denedik birlikte!



 İnandım ben de ona... Her şeye rağmen Dünya güzel bir yer olabilirdi...ve "bizler" bir gün iyi insanlar olabilirdik....



Umut hep çok yakın...Yitirdiklerimizin yanında, elimizdekileri hatırlıyorum...Bizi biz yapan herşeyi çok seviyorum ve sevginin iyileştirici gücüne her şeyden çok inanıyorum...Siz de inanın "güzel günler göreceğiz!"






Haftanın şarkısı Küçük Prens tutkunlarına, hayata Küçük Prens'in gözlerinden bakmayı sevenlere ve tüm umut arayanlara gelsin...



4 Kasım 2015

0 Ona Yazılmış Mektuplar


Bilmem kaçıncı gecenin zifirinde ben sana uyanmışım sen sana tutsak
Ellerimle kaldırsam başını düştüğü dardan gözlerinin
Uzanıp öpsem korkularından bir seher vakti
Bir kez baksan oluru varmış bir yol bulunurmuş gibi
Yurduna kavuşsan gözlerimin aydınlığında kararsak hiç yanmamacasına,
Bulsam yine en içten gülüşünde sebeb-i hayatımı
Keşkemden çıkıp dehanda ah olsan
Beddua bile olsan seninle yansam
Kahrolsam yitirsem de beni
Seni sen de bulsam
Dursam fikrinin özünde yazılmamış Kitaplarının ön sözü olsam
Küçüğün olsam, kadının olsam
Sinem deki azabı ancak  ebediyetin eder istiab...




Haftanın ortasında Soğuk ama güneşli bir Ankara'dan selam!

Bir süredir kafamda ki hikaye ile ilgili olarak kolları sıvadım ve çalışmaya başladım.bu hüzünlü girizgah hikayemizin bir bölümünde geçecek olan bir mektuptan alıntı...hikayemin ilk bölümünü kısa bir süre sonra sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.

Her türlü yorum öneri ve eleştirinizi büyük merakla bekliyorum!

 Ve haftanın parçası İlk Türk Tango şarkısı ünvanını taşıyan "Mazi Kalbim de Yaradır" adlı eseri seslendirişiyle günümüze dek hüzünlü sesini bizlere ulaştıran Seyyan Hanım 'dan geliyor.Ama bu kez farklı bir şarkısıyla...

Hepinizi seviyorum!








26 Ekim 2015

0 Mutluluğunu İhmal Etme!


Bugün kendimi herzaman kalktığım saatten daha erken bir saatte uyanık buldum.

Gün ışımamış puslu bir lacivert doldu ciğerimden geççip temiz havayla...

 Soğuk havanın titretmesine aldırmadan  pencerenin açıklığında kalakaldım usulca...

Vakit geçti aktı benliğimden sabah ezanını okuyan müezzinin sesiyle irkildim...

Aydınlandı doğa, kuşları duydum önce yıldızları sildi güneş mavilikler temizlendi... Araba sesleri, telaşlı adımlar, çocuk cıvıltısı, ekmek kokusuna dokundum...

Sonra aklıma geldi...her şey tamam belki de hep eksik... peki mutluluk?


Koştururken, çalışırken,hep bir yerlere yetişmeye çabalarken, hayallerden arınırken, bezmişken ,belki sinmişken kim bilir küsmüşken:ama mutluluk?

 
Karar verdim bu sabah: mutluluk ihmale gelmez!

Taze bir simiti bölüşmek sabahları 10 dakika erken uyanıp biraz egzersiz yapmak, hava ne kadar soğuk olursa olsun  odanızın camından içeri dolan havaya koca bir nefeslik merhaba demek: mutluluk.





Şu sıra kafamı olumlama tekniklerine takmış olabilirim!eh hal böyle olunca sizlerle de paylaşmadan edemedim.Aslında oldukça basit ve hepimizin bildiği bir şey bu.Sabahları birkaç dakika uyanır uyanmaz yüksek sesle kendinize güzel sözler söylüyorsunuz.ama bu cümlelerin içinde kesinlikle gelecek ibaresi yada olasılık olmamalı.
Örneğin: "mutlu olacağım" dememeli.Şimdiye vurgu yapıp "mutluyum!" demeli.Ve bol bol gülümsemeli! Somurtmak kadar gülümsemek de bulaşıcı=)




Kendinize 3-4 kısa tümce seçip 1 ay boyunca her sabah ve akşam yüksek sesle tekrar etmek çok iyi hisettiriyor!unutmamak için ise sabah alarmı ile birlikte her sabah bir hatırlatıcı olumlama yapmayı hatırlatabilir.(Ben öyle yapıyorum)


Modernite basit ve mutlu yaşamayı unuttururken, kendimizi hatırlamak bize düşüyor!

Bu da şarkı:



Peki siz kendinizi nasıl mutlu ediyorsunuz? Neler yapıyorsunuz?Bir sonraki postun konusunu sanırım anladınız=) Benim de sizlerden ilham almaya ihtiyacım var.

Yorumlarınızı ve maillerinizi bekliyorum!


8 Ekim 2015

4 Eurovision Şarkı Yarışması mı Hani Nerede?!


 

Allah'ım Çok mutsuzum!Kaç Yıldır Eurovision şarkı yarışması'nda kendi ülkesini göremedi bu gözler!
Ya tamam biliyorum korkunç şarkılarla katılmışlığımız var evet adil bir oylama yok ama ben yine de o şaşkın yarışmayı seviyordum!

Birkaç ay öncesinden Türkiye'yi hangi sanatçının temsil edeceğini öğrenmek sonra yeni şarkıyı merakla beklemek...Hele yarışma günü!Sanki sahnede şarkıyı ben söliycem öyle bir heyecan yani!

Kimilerine göre modası geçmiş olabilir ama benim gibi hala seven birileri de olmalı!

Benim gibi yarışmayı özleyenlere Eurovision Şarkı Yarışması top 10 Listem :



1- 1997'den Şebnem Paker'in Dinle şarkısı hala unutulmazlar arasında.






2- 2004 Sırbistan'dan  Lane Moje






3- 2014'de Danimarka The Common Linets






4- 2004'de Sevgili komşumuz Yunanistan'dan Helena ve My Number One;






5- 1995 Norveç Nocturne ile aşık ediyor!






6- 1997' Loxembourg'dan efsane şarkı "Tu te reconnaitras"

                                               




7-  2009'da Norveç ve Alexander Rybak







8- 2013'  Danimarka'dan Emmelie de forest





9-  2008 ' Norveç den Hold on be Strong ile en sevdiklerimden biri oluyor





10-  2006 Yunanistan Anna Vissi ile Everything




Sizin Favori listeniz de kimler var???


0 Mazi ve Şimdi

 Selam!Haftanın son gününe bir kala, Ankara olağan griliğine bürünmüşken fazla boşlamadan  yazmak istedim...

Geçen ay uzun süredir görüşmediğim çok eski ve değerli bir arkadaşımdan güzel dileklerle dolu bir mail aldım.İnsan ruhuna kıymet verdiklerini kedi yavruları gibi etrafında toplamak istiyor.Ama olmuyor.Yaşam koşulları tüketilen hayat tarzı ve hep yeni insanlarla tanışma durumu belki de elimizdekilerin kıymetini anlamamızda ki engellerden bazılarıdır...Bazen de sadece olması gerekenleri yaşıyoruz ve giderek evriliyoruz...Değişime engel olamamak da lezzetli aslında.

Aldığım mailin içtenliği ne geçen yılları anımsattı ne de kırgınlıkları hortlattı.Atılan İyi niyetli adımlara ve affetmeye bazen unutup bazense yeniden hatırlamaya hepimizin ihtiyacı var.Tabi her zaman böyle olamıyor.Kırılıyoruz kırıyoruz bazen hiç olmadığımız biri gibi davranmayı deniyoruz.İnsanlar bizi kabul etsin korkusuyla ya da insanlar ne der baskısıyla.Ve tüm bunlar olurken en büyük haksızlığı kendimize yaparken ki esas vazgeçişte benliğimizden oluyor...

İyiliğin enerjisine hep inanmak gerek.Netice de biri çıkıyor ve sizi anlıyor siz daha ağzınızı açmadan cümlelerinizi tamamlıyor gözyaşı değil kahkahayı paylaşmanızı sağlıyor sizi siz yapan her noktayı bilmese de sizi olduğunuz gibi kabul ediyor. Bu belki psikiyatrınız belki hocanız belki ailenizden biri yada bir dostunuz...

İşte onlar iyi ki varlar!





6 Ekim 2015

0 AŞK ARAMAKTIR...

Zaman geçip de okuduğunuz kitaplar yığınlaşınca beylik laflar ederken buluyorsunuz kendinizi- en azından ben de işler böyle yürüyor- Yaz bitti.Farkında olmayanlar için bunu söyleyip sevimsizlik yaptığım için üzgünüm.Ya da değilim kim bilir?

Yaz biterken uzun kitap listelerimden günler ve haftalar çalan bir kitabın beylik bir kıssasıydı bu başlık "aşk aramaktır" dedi Pamuk.Hiç bir zaman Orhan Pamuk hayranı olmadım.Olamadım aslında bunun sebebinin lüzumsuz zaman dilimlerin de tanıştığım yanlış seçilmiş kitaplarına bağlıyorum.Zira yaz boyu beni ürkütücü iç daralmalarına sürükleyen okudukça ürkütücülüğü artan, elimden bırakmak için dakika saydığım(ki bu olay Mina Urgan'ın Bir Dinazor'un Anıları'ndan beri başıma gelmemişti!) lakin bırakınca da büyük bir vicdan hezeyanı duyduğum "Ertesi bölüm de ne olacaktı ki acaba?!" diye kendi kendimi bıktırdığım bir roman bu dostlar.Evet bu bir roman ve sıkıcı olmayan kısmen fantastik sayılabilecek(!) ilginç esinlenmelerle yazarın tam 5 sene de bitirebildiği uzun uğraşlarla yazılmış bir Nobel edebiyat Ödülü sahibi.kalın puntolarla koca koca O BİR NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ KAZANANI!

Güzel.Evet bu kitap zor okunuyor ve inceden ağır diliyle boğuyor. Lakin okunduktan sonra insanı beyhude kitaplardan kurtardığı için müteşekkir olunuyor!Sevdim mi? Hala kararsızım ama okuduğum için mutluyum...

Nedense bu yazıyı yazarken aklıma Nazım'ın Taranta Babu'ya Mektuplar'ı geldi.Okumadıysanız okuyun.Edebiyatın sağını solunu bırakın mısralara, kelimelerin anlam derinliğine dalın...


Aşk aramak
Aşk vazgeçmek
Aşk damıtılmamış duygu hanesi
Aşk en çok platonik,
Aşk yanmak,yanılmak
Her aşkın kendi parmak izi
 ayrıdır,
En çok içinde ki bedene kezzap...(Şuraya da benden saçmalıklı bir mırıldanma konduralım)





Yağmurlu havalar geldiğine göre buğulu sesleri paylaşma vaktim gelmiş demektir!Şu sıra hüzünlü sakin sesin de dinlendiğim Şenay Lambaoğlu gelsin benden size=)











7 Eylül 2015

0 Ne Zaman Unuttuk...

Denilecek çok şey var belki de hiçliğin esiri olduk tümden.ağıtlar Kürtçeden Türkçeye döndüğünde mi ayrımsadık ne denli başkalaşmış olduğumuzu biz kimiz kimleriz ne zaman dönüştük nefret ettik ne zaman unuttuk mahalle bakkalından alınan ekmeği eve gidene kadar yarıladığımızı aynı lokmayı yerken mahalledeki ağaçlara birlikte tırmandığımızı.

Vatan sağ olsun diyoruz ama babalarda sağ olsa ya! sonra evlatlar da kocalar da yurdumun gençleri de sağ olsa ya...

Hep aynı söylemler yıllardır dilimizde kaçımız bildik yaşananların tarihini kulaktan dolma haberlerle yıllardır iç içe yaşadığımız bir terör örgütünü bile anlamaktan yoksun hale geldik.biz CHP dedik AKP dedik MHP dedik onlar öldüler...karanlıklar geldiğinde gizli köşelerinde fareler gibi fısıldaşan kokuşmuş suretlerini geceyle bölüşen gulyabaniler yine birilerinin kaderine hükmedecek.sona yine aynı gecenin sabahıyla aydınlanamayışlar...

Susup oturacak mıyız yine ne kadar usumuzda duracak bu anlar...hiç bir şey olmamış gibi devam edeceğiz yine yeniden umarsızca uykular huzursuzlanacak belki, gerisi geçmiş olacak...

Yine uyanılacak el yüz yıkanacak kahvaltı edilirken enflasyona sövülecek hayat pahalılığından dem vurulacak haberlerde yüzü solmuş gençlere acınır gibi yapılacak...öyleyse bu dava daha böyle sürüp gidecek!tepkisizliğimiz celladımız olacak işte o zaman  yeni bir milat başlayamayacak kadar geç kalınacak...


Terör umanları Strateji uzmanları siyasetçiler...herkesin ağzında afilli kahramanlık nidaları.Çözümsüzlüğe ant içmişlere uzmanlık sıfatı da siyaset de fazla...Ya bir yol bulun Ya da bu yoldan çekilin...


9 Ağustos 2015

1 Kafayı iyiden iyiye yedik!


Selam!

Aklıma bir dolu fikrin geldiği velakin bir türlü somutlaşamadığı hatta hiç yoktan kağıtla dahi buluşamadığı günlerin ardından yazıyorummmmmm.Malum okul tatilken ben de şimdilik boşa giden vakitlere sahip iken(boş vakit yoktur boşa giden vakit vardır dikkat) internet haberciliği ile günümü şenlendirir oldum!


Ömür Gedik'in Emzirme Günü kapsamın da  yazdığı malum yazı ile ilgili olarak  sosyal mecralar da bir linç girişimi yapılmış durumda.Hatta girişim değil düpedüz diri diri yakıldı da diyebilirz.yazının içeriğini uzun uzuuuuun  buraya aksettirip bayıltmaya niyetli değilim.okumayan ya da merak buyuran varsa işte tık tık

Beni hayretlere düşüren ise kendisinin   "Kadınlar tabii ki çocuklarını emzirsinler ama bunu herkesin gözüne soka soka yapmasınlar. Kadınların emzirme özgürlüklerini sokak ortasında, istedikleri yerde kullanmaları bana cinsellik ve libido düşmanı bir hareket gibi geliyor. Hele hele parklarda, meydanlarda yapılan şu toplu bebek emzirme eylemleri yok mu?" şeklinde kaleme aldığı yazıya gelen korkunç hakaretler.
 basit bir şekilde hiç kimsenin aynı düşünmesini bekleyemeyiz değil mi?tek tipleşen sesler beni ürkütmüştür hep.Kendisine tepkiler gelmesi de oldukça doğaldır-ki ben de kendisine katılmayan bir görüş içerisindeyim- fakat ne olursa olsun belden aşağı hakaretlere varan boyutta ki söylemler çok çok daha rezil. 
Üstelik bu durum çeşitli blogerların hatta "celebrity" tabir edilen minnoşların sayfalarında dahi farksız değil.Birbirlerine giren takipçiler hakaretler küfürler.şahsen ben okurken sinir krizi geçiriyorum.


Yahu ne kadar çok vaktiniz var öyle internetten tanımadığınız insanlara küfürler hakaretler yazacak kadar?!Daha nereye gidecek bu durum bilemiyorum.Sosyalleşmenin düzgün iletişim kurabilme melekelerine de katkı sağlaması insanları olumlu etkilemesi gerekmez miydi?bu düpediz  antisosyal medya...işte olmuyor öyle yedik kafayı valla ohooo

Merhaba  sosyal medya da tanımadığı insanla dahi küfürleşen insanlar merhaba! size de Merhaba sıçsa resmini paylaşacaklar, sizlere de selam olsun merakklı kumkumalıkdan adamın sevgilisinin dıdısınının dıdısını ezberleyen kızçeler, selamlar olsun iki sayfa bir şey okuyunca kendini sosyal medya filozofu ilişki danışmanı spor antrenörü vs vs vs sananlar, size de selam olsun benim gibi eleştiren ama düzenin br parçası olan arada kalmışlar=)


of neyse valla pazar akşamı oturdum yazı yazdım.okursanız mutlu olurum.yorumdur maildir bişiler filan  olursa daha da mutlu olurum filan.şimdi bir şarkı koyuyuorum buraya.güzel bişi.  Yazdıklarımı da okumadıysanız bişi kaybetmediniz ama bari şu ablayı dinleyin iki kültür bişi olsun=))

                                    

                                     

11 Temmuz 2015

0 Biri Yüksek Lisans Mülakatı mı dedi?!

Selam!

Günler hızla geçip giderken heycanımı bastırmayı başardıktan sonra blogun istatistiklerine bir göz attım.En son yazdığım yazının fazlaca tıklanmış olmasının verdiği mutluluk ile arayı fazla açmadan yeni bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.Belirtmek isterim ki burada amaç ahkam kesmek değil(zira ahkam kesecek denli tecrübeli de değilim!) yalnızca okuyanlara biraz olsun yardımcı olmaktır.


Bu yazının konusu zamanında internette bolca arama yaptığım yüksek lisans mülakatları hakkında.Belirtmek isterim ki  Sosyal Bilimler alanında eğitim almaya hazırlanan biri olarak burada değineceğim deneyim Fen Bilimleri öğrencileri ya da Güzel Sanatlar okuyanlar için tam olarak uygun olmayabilir.

İnternette en çok bulacağınız bilgileri bir araya toplarken kendi deneyimim ve gözlemimi de aktarmak istedim.

 1-)Başvuracağınız okulların Akademik Kadrosu Hakkında Bilgi Edinelim:

Çalışmak istediğiniz alanı çalışan bir akademisyenin okulda bulunması işlerinizi kolaylaştıracaktır.Üniversitelerin Akademik kadrolarını incelemek ve ilgi duyduğunuz isimlerin son makalelerine göz atmak her zaman yararınıza olacak bir ayrıntı.

 2-)Çalışmak istediğiniz konuyu mülakata gelmeden önce belirleyelim:

En önemli noktalardan biri üzerine çalışmak istediğiniz konuyu ana hatları ile belirlemek ve mutlaka o konu hakkında çeşitli araştırmalar yapıp bir kaç makale taraması ile işinizi sağlama almaktır.Aksi taktirde size yöneltilecek sorular karşısında suskunları oynarsınız!(ki bunu istemeyiz değil mi?)

3-)Kendimize Güveniyoruz!:

Fütursuz bir özgüvenden ziyada neyi kast ettiğimi anladığınızı biliyorum.Sorulan sorulara cevap verirken karşınızdakilerin gözlerinin içine bakmak, mimikler, uygun ses tonu ve beden dili ile ifadelerinizi güçlendirmek gerekir.Unutmayalım Mülakat demek karşımızdakileri ikna etmek demek.


4-) Kılık Kıyafet Meselesi:


İlk izlenimin önemli olduğunu duymayan kaldı mı?Lacileri çekip gitme zorunluluğunuz elbette yok netice de bu bir yüksek lisans/doktora mülakatı. Fakat yine de temiz, ütülü ve sade giyisiler tercih etmek mantıklı olacaktır.
Geçmiş staj tecrübelerimden de edindiğim izlenim ile özellikle bayan adayların aşırıya kaçan makyaj, takı ve dekolte giyisilerden kaçınması mühim görünüyor.

Mülakat günü geldi.Stresliyiz mide de hafif bir yanma eller buz kesmiş odaya girdiniz karşınızda birkaç öğretim görevlisi ve sizden kendinizi tanıtmanızı istiyorlar.(odtü boğaziçi ve bilkent gibi okulların mülakatlarının çoğunlukla ingilizce olduğunu belirtmek de yarar var.başvuracağınız okulun mülakatı nasıl gerçekleştirdiğini mutlaka araştırın yoksa benim gibi son 2 saat kala öğrenip taşikardi yaşayabilirsiniz)
kısa bir bilgilendirmenin ardından yöneltilen sorular :

Neden bu okul?
Neden bu alan
Neden bu tez konusu
Neden Neden Neden!

5N1K formatına dönen soru cevabın ardından sağlı sollu hafif art niyetli sorulara mazhar olacaksınız benden söylemesi=) Dikkat edin hafif(!) dedim.

Bilmediğiniz bir şey sorulduğunda bilmiyorum yanıtını vermeden önce zaman kazanmaya çalışmanın mantıklı olduğuna inanıyorum.Bu taktikle ilk 1-2 saniyede aklıma gelmeyen bir soruyu cevaplayabildim.

Bütün bu "herkesin bildiği zırvalıkların" ardından yazının özetini veriyorum:(hatta bence tüm yazıyı okumak yerine direk buraya okusanız yeter.) kendiniz olun ve ne kadar çok istediğinizi gösterin.



Sizlerinde deneyimlerinizi merak ediyorum.yorumlarınızı ve maillerinizi büyük keyif ile okuyorum.
Yazmaya devam etmem için şahane destek oluyorsunuz!

İyi ki varsınız!



1 Temmuz 2015

4 İstemek Başarmanın Yarısıdır!

                                                
     Selam!


Aylardır hatta yıllardır bu günü bekliyorum.Yıl 2010; eşşekler gibi çalıştığım Öss'den istediğim puanı yaptığım salaklıklar neticesi ile alamadım.İstemediğim bir okula kayıt oldum.Özel bir üniversitede tam burslu olarak İngilizce İktisat okumaya başladım.Hedef, okula kayıt yaptırdığım ilk günden belli idi: akademisyen olmak.Hazırlık sınıfı bittikden sonra İktisat bilimine alışmaya çalıştım.Matematik bölümünden çift anadal yapmak için başvurdum.Kabul edildim.Fakat ders programlarının çakışması sebebi ile hiç bir derse giremiyordum.Kafam karışıktı.Danışmanım ile görüşmeye karar verip bölüme çıkmak için asansöre bindiğimde çok sevdiğim bir hocamla karşılaştım.Osman Hocam'a durumu özet geçtikden sonra "senin ne işin var Matematik bölümünde!seni Siyaset Bilimi'ne yollayalım" dedi.Odasında geçirdiğimiz yarım saatin ardından bir dilekçe ile Matematik bölümünden çekilip Siyaset Bilimi bölümüne başvurdum.Kabul edildim.İşin ilginci bölümden çok keyif almaya başladım.
Bununla birlikte üniversite hayatım boyunca kıymetli hocalarım ve bir kaç samimi arkadaşım haricinde arkadaş da edinemedim.



Üniversite hayatım kütüphanede yada yalnız yemek yiyerek geçiyordu.İki bölümü bir arada okumaya çalışmak; çakışan dersler ve çakışan sınavlar demek.Bazen aynı gün ve saat de 2 ayrı dersin sınavı olduğu oluyordu.Girdiğim telafi sınavları, yaz okulları derken sonunda son sınıf oldum.Son yıl İktisattan çok az dersim kaldığı için Siyaset Bilimi bölümünden almam gereken dersleri aldım.Hayatımın en yoğun dönemiydi.10 ders ve hepsi zorunlu dersler.YDS,ALES, Üniversitelerin dil sınavları ödevler quizler finaller...Tam bir stres yumağıydım.FakaT aynı şekilde üniversite hayatımın en keyifli dönemi oldu.Güzel arkadaşlıklar ve çok kıymetli bir akıl hocası edindim.çalışmak istediğim alan Siyaset Bilimine döndü.Sebebi ise çok sevdiğim hocam H.B.T.'nin destekleri ve aldığım derslerdeki başarı grafiğim oldu.

Yüksek lisans başvuruları için bir kaç okula başvurdum.ümitsizdim.Çok değerli hocalardan kıymetli övgüler almak bile ÖSS'de yaşadığım başarısızlık duygumu atmama izin vermiyordu.

Başvurduğum okullardan bir tanesi çocukluğumdan beri hayalini kurduğum ODTÜ idi.Nekadar çok istediğimi ne kadar çok hayalini kurduğumu; ailemin, arkadaşlarımın, yol gösteren kıymetli H.B.T hocamın beynini ne kadar yediğimi anlatamam.

Başvuru yapmaya hak kazandıktan sonra mülakata çağırıldım.
 Ve şuan resmen bir ODTÜ  öğrencisiyim.

Yaşadığım mutluluğu anlatmakta büyük zorluk yaşıyorum.

Bu yazı birileri tarafından okunur mu gerçekten bilmiyorum sadece yazıyorum öyle kuralsız imlasız!
İstemek çalışmak ve sabretmek...Ama bütün bunların yanın da iyi niyetli olmak, kimsenin ayağına basmamak, başkaları ile değil yalnızca kendim ile yarışmak ve çok temiz ruhlu güzel beyinlere sahip yol göstericilere sahip olmak bugün çok istediğim hayalime kavuşmamı sağladı.Aileme, hocalarıma ve can arkadaşlarıma destekleri ve sabırları için müteşekkirim.

Bir şeyi elde etmek için etik değerleri korumak ve kendiniz için istediğinizi başkaları için istemek çok önemli.

Bu yazıyı okuyan ve içinden çok isteyip hayalini kurduğu şeylere ulaşamayacağını düşünenlere bu sözlerim:

hiç kimsenin size neyi yapıp neyi yapamayacağınızı söylemesine izin vermeyin!Bu sadece eğitim alanı için geçerli değil ki...nefret ettiğiniz bir işte mi çalışıyorsunuz? Ya sevmeye çalışın ya da başka bir iş bulun!"söylemesi kolay yapması zor" inanın iyi biliyorum.Ama harekete geçmek durup beklemekten herzaman daha iyidir!Hayallerden asla vazgeçmemek gerek.Kimse inanmıyorsa ya da desteklemiyorsa bile siz kendinize inanın.Bir nevi SWOT analizinizi yapın gerçekçi olun ve zayıf yönlerinize üzülmeyi değil geliştirmeyi tercih edin."Herkes şanslı doğmuyor" sanırım şansı yaratmak da bize düşüyor.

İnanmak lazım...Sabretmek...Çalışmak...Dua etmek lazım...Güzel kalpler lazım siz "olmayacak" umutsuzluğunda sürünürken sizi kaldıracak.


Tüm içtenliğimle, çalışıp emek veren herkesin dileklerine bir gün ulaşmasını temenni ediyorum...




8 Mart 2015

0 KIZ LEYLA

Yıllar geçti ben artık aynı adı bile kullanmıyorum. Aynı kız değilim ben. Adımı, tadımı, kokumu, masumiyetimi senin yaşanmışlıklarınla kazıdım attım.
Yıllar geçti ben büyüdüm. Kendi elimi en sıkı tutan ben oldum.Olmak istediğim kadına bir adım daha yaklaştım. Merhametimi çocuklara,  kedilere, dostlara pay ettim.kendime hiç bir şey kalmadı, her sabah yeniden sevmeyi öğrendim.Nasıl şükrettim sevebildiğim için.
Ben artık çok farklıyım. Bak ben diyorum senli cümleler çok eski, hiç hatırlamıyorum. Ben benim çünkü, gerçeğim. Sen hala kayıp...
Okadar sahici gülmelerim var okadar gerçek bir kadınım ki, soğuk mesafeli belki kendini saklayan... Beni tanısaydın aşk sinerdi üstüne yazdıklarına anlattıklarına hatta ruhuna ama en çok doğaya hayvanlara tüm insanlara sevmeyi öğrenirdin belki.
Ve okadar gerçek ki hüzünlerim; ağlayan bir çocuğun elini tutamadığım için, yaralı bir kuş için, annemi kırdığım için ağlıyorum artık sadece.
Ve aynaya bakıp gördüğüm kadınlarla gurur duyuyorum hergün ezilen, dayak yiyen, tacize tecavüze uğrayan, mesleki dayatmalarla maddi manevi şiddete maruz kalan, aşağılanan, hor görülen, aldatılan, yalanlarla uyutuldu sanılan, kadın olduğu için günahkar aptal asalak olarak görülen, ama yine de yılmayan, cehenemini yaratacak bile olsa bir adamı doğuran, seven, büyüten hep çok seven yine de seven inadına seven masumiyetini tüm soysuzluklara rağmen koruyan ÖZGECAN olan GÜLDÜNYA olan sayısız, sonsuz, isimsiz ama hepsi bir olan kadınlarla gurur duyuyorum...



8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebeti ile yazdığım bu yazıyı; Sertab Erener ve Sezen Aksu'nun öldürülen ve şiddete maruz kalan  TÜM KADINLAR için besteledikleri bu anlamlı şarkı ile sonlandırıyorum...



KIZ LEYLA
Kiminin kocası kiminin amcası
En sevdikleri yani sözün kısası
Aldılar sıcacık uykularından
Attılar dere yataklarına gece yarısı

Ne kıyanlar bildi ne kıyılanlar
Erkek yasası

Kalk doğur kendini, kadirsin
Kadınsın, kızımsın, annemsin
Ne çok sütün vardı oysa
Dünyayı kin mi emzirsin

Kız Leyla ayağa kalk hemen
Kalk çabuk, topla kırıklarını
Kız Leyla pusuya yat hemen
Bi daha vurmasınlar kız çocuklarını

Kimi yol ağzında damladı bıçaktan
Kimi dostane bi sohbet sırası
Can giderken kul elinden
Yüzümüze tükürdü son nefesi